www.emirogullari.forumkurdu.net

EMİROĞULLARI
EMİROĞULLARI BEYLİĞİ
EMİROĞULLARI BEŞERİ DAĞILIMI
EMİROĞLU İLETİŞİM
AİLEDEN BEYLİĞE BEYLİKTEN SÜRGÜNE
EMİROĞULLARI TARİHİ
ANADOLU SELÇUKLULARI VE EMİROĞULLARI
ORDU İLİ BÖLGE TARİHİ
DANİŞMENDLİLER VE DANİŞMEND GAZİ
DANİŞMENDLİLER TARİHİ ESERLER
ÇEPNİLER VE KARADENİZ
ÇEPNİ TÜRK TARİHİ
ÇEPNİ KİLİMLERİ
OSMANLI HAKİMİYETİNE KADAR DOĞU KARADENİZDE TÜRKLER
TRABZON TARİHİ
TRABZON VE GÜMÜŞHANE ÇEPNİ TARİHİ
EMİROĞULLARI VE KARADENİZ
CANİK VE TARİHİ ALT YAPISI
HACIEMİROĞULLARI BEYLİĞİ ZAMANINDA MESUDİYE
MESUDİYE TARİHİ ve EMİROĞULLARI
REŞADİYE TARİHİ VE EMİROĞULLARI
ŞEBİNKARAHİSAR TARİHİ VE EMİROĞULLARI
TARİHİ HAMAM Emiroğulları
SELİMİYE CAMİİ ORDU
ESİPAZAR CAMİİ EMİROĞULLARI
EMİROĞULLARI BEYLİK KALESİ MESUDİYE
GENÇAĞA KALESİ
ÜNYE ve TÜRK TARİHİ
ORDU VE GİRESUN AĞIZLARI ÜZERİNE
Emiroğlu Rıza paşa ve oğlu Sureyya Paşa
EMİROĞLU İPSİZ RECEP ve İSTİKLAL SAVAŞI
EMİROĞLU TABYASI & ARDAHAN SAVAŞI 1877
TRABZON ve OSMANLILAR
AİLE ALBÜMÜ
MİSYON VE VİZYON
ÖNCELİKLİ HEDEFLER
LİNKLERİMİZ
SOSYAL ve KÜLTÜREL DERNEK YAPILANMASI
ERMENİLER KATLİAMA DEVAM EDİYOR
PONTUS SOYKIRIMI İDDİALARI VE TÜRKİYE
TARİHTEN VE DOĞADAN ESİNTİLER
HORASAN ERENİ MEHMET EMİROĞLU
ŞEHİTLERİMİZ

ÇEPNİLER VE KARADENİZ


EMİROĞULLARI BEYLİĞİ ÇEPNİ TÜRKLERİ

OSMANLI ÖNCESİ ORTA KARADENİZDE ÇEPNİLERİN ROLÜ

Yaşar CELEP

İçinde bulunduğumuz 21. Yüzyılın başka bir tanımı da “Bilgi Çağı”dır. Çünkü bu asırda kültür alışverişlerinin ve sosyal değişmelerin hızlandığı apaçık ortadadır.
Bu yüzyılda, uluslararası güçler tarafından insanlık tarihinin seyrini değiştirecek politikalar uygulamaya konulmaktadır. Uluslararası güçler, tekellerinde bulunan iletişim araçlarının bütün imkânlarını kullanarak planlarını sinsice dünyaya dikte ettirmeye çalışmaktadırlar. Bu gibi güçler, her yüz yılda böyle entrikaların içinde hep olagelmişlerdir.
Bir yandan demokrasi adına bireysel özgürlükler genişletiliyormuş havası verilirken, diğer yandan da yüz yıllardır aynı coğrafyada yaşamış insanlar birbirlerine düşman yapılmaya çalışılmaktadır.
Bu çalışmalar, “Yeni Dünya Düzeni” ni uygulamaya koymak için ulus-devlet yapısını bozmaya yönelik hileden başka bir şey değildir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin üzerinde bulunduğu coğrafya, stratejik konumu itibariyle yüz yıllardır dünyaya egemen olmak isteyen güçlerin elde etmek istedikleri yerdir. Bu süreçten geçerken, üzerinde yaşadığımız toprakların geçmişi hakkında güvenilir bilgi edinme ihtiyacımız son derece artmıştır. Ayrıca atalarımızın kanlarıyla suladıkları topraklardaki geçmiş tarihlerini bilmek de en doğal hakkımızdır.
Tarihî mirasından habersiz olan insanların, başka toplumların kültüründen etkilenmesi daha çabuk ve kolay olmaktadır. Dolayısıyla bu kültürlerden etkilenen insanlarda iç çatışma ve kimlik bunalımı başlamaktadır.
İşte bu sebeplerden dolayı yapmak istediğimiz; Orta Karadeniz’de Osmanlı öncesinde kimler hükümran olmuştur? Ve özellikle Orta Karadeniz Bölgesi'nin Türkleşmesi ve İslamlaşmasını kimler sağlamışlardır sorularının cevaplarını bulmaya çalışmaktır.
Samsun'dan Batum'a, oradan Artvin-Bayburt'u içine alacak şekilde Köse Yaylası üzerinden Canik dağları boyunca Samsun'a ulaşan bölge, Doğu Karadeniz bölgesi diye adlandırılmaktadır. Mesudiye'nin de içinde bulunduğu Orta Karadeniz Bölgesi olarak bilinen saha, Ordu’nun doğusundaki Melet çayını içine alarak, aşağı Kızılırmak Havzası'nın batısına kadar uzanır. Mesudiye İlçesi 40-41 derece kuzey enlemleri ile, 37-38 derece doğu boylamları arasında bulunmaktadır.
Eskiçağ Tarihi ve arkeoloji yönünden az araştırılan bölgelerden biri de Karadeniz Bölgesi'dir. Bu durumun en önemli sebebi, bölgenin dağlık bir yapıya sahip olması yanında, sahile bakan topraklarının yılın hemen dört mevsimi yeşil bitki örtüsü ile kaplı olmasıdır. 13. yüzyıldan itibaren seyyah-araştırıcıların ilgi duyduğu Karadeniz Bölgesi'nde bilimsel çalışmalar 19. yüzyılda başlamıştır.
Karadeniz Bölgesi’nin uygarlık açısından en eski tarihinin M.Ö.1.000.000-100.000 yılları arasındaki Alt Paleolitik (Yontma Taş) döneminde başladığı, araştırmalar neticesinde anlaşılmıştır.
Bu bölgede henüz Neolitik (Taş Devri) olabilecek bir yerleşimden söz edilememektedir. Buna karşılık Prof. Dr. Mehmet Özsait ve ekibinin bölgede yaptığı yüzey araştırmalarında Kalkotik Çağ yerleşmelerine ait bulgular elde edilmiştir.
Ayrıca Ordu ilinin 114 km. güneydoğusunda yer alan, Mesudiye ilçesine bağlı Kale Köy’de Prof. Dr. Mehmet Özsait başkanlığında bir ekip yüzey araştırması yapmış ve sonuçlarını da yayınlamıştır.
M.Ö. II. binin ilk yarısında Anadolu'nun Kızılırmak havalisinde Hitit Krallığı'nın, M.Ö.II. binin sonlarında ise Phryg (Frigya) Devleti’nin ve Doğu Anadolu’da Urartu Devleti’nin kurulduğu bilinmektedir.
M.Ö. IX. yüzyılda Kimmerler Güney Karadeniz kıyılarına yerleşmişlerdir. Daha sonra M.Ö. VII. yüzyılın ortalarına doğru Miletoslular bu bölgeye hakim olmuşlardır.
M.Ö. 750-700 tarihleri arasında Turgay bölgesinden ve Ural nehrinden geçen İskitler (Sakalar); Azak Denizi, Kırım ve Karadeniz’in kuzeyinden Tuna nehrine kadar olan bölgeye hakim olmuşlardır.
Prehistorik (Tarih öncesi) dönemden sonra Doğu Karadeniz bölgesine yerleşen Kimmerler ve İskitler, tarih sahnesinden çekildikten sonra, bunların hakim olduğu sahada Türk kavimleri ortaya çıkmıştır. Gürcistan Tarihi’ndeki kayıttan var oldukları anlaşılan Bunturki ve Kıpçaklar, bölgedeki yer ve topluluk isimlerinden yöreye yerleştikleri düşünülen Halaçlar, Afşarlar ve Yazgurlar İskitlerin yurt tuttukları topraklarda hakimiyet kurmuşlardır.
Karadeniz Bölgesi’nde ilk Yunan Kolonilerinin M.Ö. VII. yüzyıl ya da bu asrın sonlarına doğru kurulmaya başlandığı bilinmektedir. Kaynaklarda Samsun’u kuranların Miletliler veya Asyalı bir kavim olan Foçalılar, hatta Atina muhacirleri olduğu yolunda görüşler mevcuttur.
İlkçağlarda bölgeyi hakimiyeti altına almış olan Pers İmparatorluğu’nun gücünün zirveye çıktığı dönemlerde, bölgeden vergi aldığı ve M.Ö. 480’de Yunanistan seferine çıkan Pers Ordusu’nda bölgede yaşayan topluluklardan oluşan birlikler bulunduğu bilinmektedir.
Buraya kadar Karadeniz Bölgesi’nde yaşayan kavimlere ait bilgileri özetledikten sonra, bu bölgeye gelerek yurt edinmiş olan atalarımıza ait malumatlar verilecektir.
Türkçe konuşan toplulukların Orta Asya’daki asıl anayurdunun neresi olduğu üzerinde birçok fikirler ileri sürülmüştür. Tarihçi Prof. Dr. Faruk SÜMER’in de kabul ettiği gibi, Türklerin anayurdu Abakan, Tuba yörelerini de içine alan Yenisey ırmağı boyları ve ona yakın yörelerdir.
X. yüzyılın ilk çeyreğinde Süd-Kend’de Müslümanlığı kabul etmiş mühim bir Türk topluluğu görülmektedir ki, bunların Oğuzlar olduğu kanaati hakimdir.
Türklerin İslamiyet’e geçişleri Samanlıların Türk bölgelerindeki gayretleri ile olmuştur.
XI. yüzyıldan itibaren kendilerine Türkmen de denilen Oğuzların; Türkiye Türkleri ile İran, Azerbaycan, Irak ve Türkmenistan Türkleri’nin ataları oldukları bilinmektedir. Selçuklu ve Osmanlı Devletlerinin hanedanlarının da onlardan çıktığını hatırlarsak Oğuzların dünya tarihinde büyük roller üstlenmiş bir Türk kavmi olduğu apaçık ortaya çıkmış olur.
Selçuklu Devleti’nin Karadeniz Bölgesi ile ilişkileri, Çağrı Bey’in 1018’de batı seferi ile başlamaktadır. Çağrı Bey’in batı seferi, ilk bakışta Doğu Karadeniz Bölgesi ile alakasız gibi görünse bile, Bizans’ın gücünün ne seviyede olduğunu Selçukluların anlaması bakımından önemlidir. Ayrıca, güneydoğu Karadeniz’de etkili olan Ermenilerin ve Erzurum-Artvin havalisinde etkili olan Gürcülerin ilk defa Selçuklu askerleri ile karşılaşması ve mağlup olmaları, ileride başlayacak olan Oğuz göçleri için çok önemli neticeler ortaya koyacaktır.
Çağrı Bey’in batı seferinden sonra, Karadeniz Bölgesi’ni de kapsamış olan ikinci Selçuklu akını İbrahim Yınal tarafından yapılmıştır. Dandanakan zaferinin (23 Mayıs 1040) sonunda Büyük Selçuklu Devleti’nin kurulmasıyla, Sultan Tuğrul (1040-1063) devrinde Türkmen akınları sona ererek düzenli ordularla bu bölgeye girilmeye başlanmıştır. Daha sonra Malazgirt Savaşı’na kadar olan zaman diliminde; 1047’de Büyük Zab Suyu ve 1054’de Muradiye ve Erciş’in fethi sağlanmıştır. 1057-1063 yılları arasında devamlı olarak Anadolu’ya akınlar düzenlenmiştir. 1064’te Alp Arslan Gürcistan üzerine sefere çıkmıştır. Malazgirt Savaşı öncesindeki son akın olan 1067-1068’deki akınında Trabzon’a kadar ilerleyen Selçuklu Ordusu şehri ele geçirememişse de çok büyük ölçüde tahribatta bulunmuşlardır.
Selçuklu Sultanı Alp Arslan ile Bizans İmparatoru Romanos Diogenes (Romen Diyojen) arasında 26 ağustos 1071 yılında Malazgirt Ovası’nda yapılan savaş sonrasında, Anadolu’nun kapıları sonuna kadar Türklere açılmıştır.
Danişmendliler, Anadolu’nun Türk yurdu haline getirilmesinde emeği geçen beyliklerden biri olup, 1071-1175 yılları arasında Niksar merkez olmak üzere, Orta Karadeniz Bölgesi'nin güney kesimlerine hakim olmuştur.
Emir Danişmend Taylu et-Türkmanî’nin gösterdiği yararlılıktan dolayı, Alp Arslan tarafından Sivas, Niksar, Elbistan ve Malatya kendisine yurt olarak verilmiştir.
II. Kılıç Arslan 1174 tarihinde Danişmendli Beyliği’ni ortadan kaldırmış, 1176’da üzerine yürüyen Bizans İmparatoru Manuel’i Miryakefalon’da mağlup ederek Anadolu’daki siyasi üstünlüğünü herkese kabul ettirmiştir.
Anadolu Selçuklu Devleti XIV. yüzyılın başlarında yıkılmış, 1335 yılında Moğol-İlhanlı devrinin de sona ermesiyle Anadolu Beylikleri dönemi başlamıştır.
İşte bu beyliklerden biri de Hacıemiroğulları Beyliği'dir. Tokat’ın kuzeyi ile Mesudiye, Ordu, Giresun, Samsun’un doğusu ve Trabzon’un batısında hüküm sürmüş, Orta Karadeniz Bölgesi’nin Türkleşmesini ve İslamlaşmasını sağlamış bir beyliktir.
Her ne kadar modern tarihçilerin bu bölgeyi Hacıemiroğulları Beyliği diye isimlendirmişlerse de hüküm sürdükleri topraklar Osmanlı belgelerinde “Vilâyet-i Bayramlu” olarak geçmektedir. Bunun sebebi de, bu toprakların gaza yoluyla Hacı Emir’in babası Bayram Bey tarafından alınmış olmasıdır. O’nun ismi ilk olarak Trabzon kilise tarihçisi Panaretos’un Vekayinâmesi’nde geçmektedir. Bu eserdeki bilgiye göre, Bayram Bey 1313 yılında bir sergiyi basmıştır.
XIV. yüzyılın ilk çeyreğinde de Bayram Bey, Trabzon Krallığı üzerindeki baskısını iyice artırmıştır. Panaretos Bayram Bey’in 1322 yılında Maçka'ya bağlı Hamsiköy’e büyük bir ordu getirdiğini, çatışmalarda çok Türk’ün katledildiğini, çok sayıda Türk atının ganimet olarak alındığını kaydetmektedir. Bayram Bey’in bu tür baskınları, O'nun bir uç beyi olduğunu ortaya koymaktadır. Osmanlılar bu hizmetlerinden dolayı Hacıemiroğulları’nın hükümran olduğu topraklara Vilayet-i Bayramlu demişlerdir.
Orta Karadeniz Bölgesi’nde Niksar merkezli Tacettinoğulları ile Mesudiye (Milas) Kaleköy’de teşkilatlanan Hacıemiroğulları Çepni Türkmenleridir.
Çepniler Türkiye Türklerinin ataları olan Oğuzlar’ın 24 boyundan biridir. Çepniler’den söz eden en eski kaynak, Kaşgarlı Mahmud’un Divanü Lügati’t-Türk (Türk Lehçeleri Sözlüğü) isimli eserdir.
Çepniler, Oğuz Han’ın oğullarından Gök Han’ın dört oğlundan biri olan “Çepni” nin neslinden türemişlerdir. Reşidüddin’e göre Çepni kelimesi, “Yağı (düşman) olan her yerde durmayıp savaşan” manasını taşımaktadır. Çepnilerin ongunu (arması) Reşideddin ve Yazıcıoğlu’na göre “sungur” dur.
XIII. yüz yılda yaşamış olan Hacı Bektâş-ı Velî’nin, Kırşehir’in Suluca Karahöyük (bugünkü Hacı Bektaş ilçesi)'e gelip yerleştiğinde, burada ve çevresinde Çepniler ikamet etmekteydi.
Hacı Bektaşî’nin halifelerinden Sarı Saltuk’un (M.1263-64) maiyyeti olarak Anadolu’dan Dobruca’ya giden, daha sonra Anadolu’ya geri dönen Türkmenlerin içinde Çepniler çoğunluktaydı. A. Zeki Velidi Togan bugün İzmir ve Balıkesir çevresinde bulunan Çepnilerin, Kırım ve Dobruca’dan geri gelen Çepnilerin torunları olduğunu ifade etmektedir.
Trabzon Krallığı’nın Karadeniz sahilinde kontrolleri altında olan en batıdaki yer Limnia (bugünkü Samsun iline bağlı Çarşamba ilçesindeki Taşlıköy olabilir) bölgesidir. Kral III. Aleksios sırasıyla 1351, 1356, 1357, 1361 ve 1369 yıllarında Limnia bölgesine giderek buraları ellerinde tutmaya çalışmıştır. Trabzon kilise tarihçisi Panaretos 19 Aralık 1356 yılında III. Aleksios’la beraber bu bölgeye gittiklerini, Giresun’da Noel orucu tuttuklarını, Yasun Burnu’nda 14 Türk’ü katlettiklerini ve orada şenlik yaptıklarını, Limnia’ya gidip geri dönmelerinin üç ay sürdüğünü kaydetmektedir.
Yasun Burnu’nda katledilen 14 Türk Hacı Emir’in askerleri idi ki, intikam olarak 13 Kasım 1357’de Hacı Bayram Bey’in oğlu Hacı Emir İbrahim Bey Maçka’ya kadar gazaya giderek etrafı tahrip ederek, çok sayıda insan, hayvan ve ganimet ile geri dönmüştü.
Erzincan Bey’i Ahi Ayna Bey, Akkoyonlu Tur Ali Bey, Bayburt Beyi Rikabdar Mehmet Bey ve Bozdoğan Bey 29 Haziran 1348 yılında Türkmen ittifakı oluşturarak Trabzon üzerine akın düzenlemişlerdir. Bu akınların önünü almak için; Trabzon Kralı III. Aleksios kız kardeşini Akkoyunlu Beyi Tur Ali Bey’in oğlu Fahreddin Kutluğ Bey’le, eski Kral Basilious’un (1332-1340) kız kardeşi Theodora’yı da Bayram Bey’in oğlu Hacı Emir İbrahim’le evlendirmiştir.
Trabzon Kralı III. Aleksios 1361 yılında damadı Hacı Emir İbrahim’i ziyarete gelmiş olup, dönüşte Hacı Emir İbrahim Bey Kral’a Giresun’a kadar refakat etmiştir. Bu ziyaretin Hacıemiroğulları Beyliği’nin merkezinde gerçekleştiği hususunda fikir birliği olmasına rağmen; Panaretos’un Halibya (Ünye ve Ordu bölgesi) dediği merkezin bugünkü Ordu iline bağlı Gölköy ilçesi ve Perşembe ilçesine bağlı Bolaman olduğu zannedilse de bizce bu merkez Mesudiye ilçesine bağlı olan Kaleköy’dür. Çünkü burası daha iç kesimde ve coğrafyaya hakim bir konumdadır. Şu an Kaleköy’deki mahallelerden birinin adı Mirahur’dur. Ayrıca çevresinde Sarayderesi ve Saray Seküsü isimli eski yerleşim birimleri bulunmaktadır. İşte bu yerleşim birimlerine verilen isimler de gösteriyor ki bu köy, Hacıemiroğulları’na hükümranlık merkezi yapmış bir yerdir.
Trabzon Rumları 1277 yılında denizden Sinop’a saldırıda bulundular. Bu saldırı, bölgede bulunan Çepniler tarafından püskürtülmüştür. Bu savunmayı yapan Çepnilerin Hacıemiroğulları ile ilgilerinin olup olmadığı bilinmemekle beraber, daha sonraki yıllarda Ünye tarafına doğru kaydıkları ve Bayram Bey’in idaresine girdikleri tahmin edilmektedir.
Hacı Emir İbrahim Bey, 1387'de ciddi bir hastalığa yakalanır. Hastalığını ileri sürerek akrabalarını ve devletinin ileri gelenlerini toplar ve emirlik makamına oturacak en uygun kişinin oğlu Süleyman olduğunu anlatarak onlara yeni Emiri işaret eder. Geri kalan ömrünü ibadet ile geçireceğini ve Emirlik makamı için oğlu Süleyman’ın münasip olduğunu bildirir. Beyliğin ileri gelenleri bu duruma sevinerek Süleyman Bey’e bağlılıklarını bildirirler. Böylece Hacı Emir İbrahim Bey evlatlar arasındaki kavgayı engellemiş olur.
Ne var ki, Hacı Emir İbrahim Bey sağlığına kavuşunca, verdiği sözden vaz geçerek emirliği oğlundan geri almak ister. Bu durum baba oğul kavgası noktasına gelir. Baba oğul arasındaki bu mücadeleden yararlanmak isteyen komşuları Tacettinoğulları’nın, Hacıemiroğulları’na saldıracağını hisseden Süleyman Bey Kadı Burhaneddin’den (1345-1398) yardın ister.
Kadı Burhaneddin, elçisi Şeyhülislam Şeyh Yar Ali’yi ikazda bulunmak üzere elçi olarak Tacettin Bey’e gönderir. Tacettin Bey, Hacıemiroğulları’nın topraklarına saldırmama konusunda kendisine gelen elçiye söz verir. Elçi daha Sivas’a ulaşmadan 24 Ekim 1386 tarihinde Tacettin Bey Hacıemiroğulları’na 12.000 atlı ile saldırır. Süleyman Bey karşı taarruzla Tacettin Bey’i bir boğazda sıkıştırarak 500 askeriyle beraber öldürür. Ordusu dağılan Tacettinoğulları büyük kayıplar vererek geri çekilmek zorunda kalırlar.
Kadı Burhaneddin, ikazlarına rağmen Hacıemiroğulları Beyliği’ne saldıran Tacettinoğulları’na: “Onların atalarından miras kalmış mülküne göz dikip düşmanlık ve kavga yolunu tutmuş, dostluk ve kardeşlik haklarını çiğnemişsin.” şeklinde bir mektup gönderir. Sonra da ordusunu alarak Tacettinoğulları Beyliği’nin başkenti olan Niksar’a gelerek burayı kendi topraklarına katar. Hacıemiroğlu Süleyman Bey yakınlarından birini göndererek Kadı Burhaneddin’e bağlılıklarını arz eder. Bunun üzerine Kadı Burhaneddin, Süleyman Bey’den gelen elçilerle İskefsir Kalesi’ni alarak 1386 yılında Hacıemiroğulları Beyliği’ne bağışlar.
Hacı Emir İbrahim Bey’in ismi, Tacettinoğulları’nın Hacıemiroğulları’na saldırısından sonra kaynaklarda geçmemektedir. Tacettinoğulları’nın saldırısına Süleyman Bey karşı koymuştur. Kadı Burhaneddin de kendisini muhatap kabul etmiştir. Bu da bize Süleyman Bey’in Emirliği’nin 1386 yılında kalıcı olduğunu göstermektedir.
Hacıemiroğulları Beyliği’nin en parlak dönemi Süleyman Bey zamanında olmuştur. Çünkü 1380 yılında ordusuyla Ordu sahillerini tamamen Türk vatanı haline getirmiştir.
Bölgenin tamamen fethinden sonra Milas’a bağlı Kaleköy’deki beylik merkezini, bugün Ordu ilinin 4 km. güneydoğu mesafesinde bulunan Eskipazar’a taşımışlardır. Adı geçen yerdeki harabeler, cami ve mezar taşları bu dönemden kalmadır. Ayrıca bu bölgede saha araştırması yaptığını bilinen Doç. Dr. Necati Demir Eskipazar çevresindeki arazinin bizzat beylik idarecilerine ait olduğunu ifade etmektedir.
Hacıemiroğulları’nın, Karadeniz Bölgesi’nde bağımsızlıklarını ilan etmelerinden sonra ele geçirdikleri mıntıkalardan, Trabzon üzerine gazaya çıkmaları, bölgedeki Komnenos hakimiyetini epeyce zayıflatmıştı. Bu durum, Türk boylarının bu bölgeye yerleşmesinde hayati ehemmiyeti haizdi. Trabzon’a yapılan akınları önlemek için III. Aleksios; Hacı Emir İbrahim Bey’i kendisine enişte yaparak Türk akınlarını bertaraf etmişti. Bu husus, Hacıemiroğulları Beyliği’nin doğuya olacak akınlarını epeyce engellemişti.
Tacettinoğulları tehlikesini ortadan kaldıran Süleyman Bey, tekrar Trabzon tarafına yönelmişti. Trabzon Krallığı’nın en önemli şehirlerinden Giresun’u ilk defa Hacıemiroğlu Süleyman Bey 1397 yılının ilkbaharında fethetmiş ve o tarihe kadar Müslümanların eline geçmeyen Giresun Kalesi’nin fethedilmesi, Süleyman Bey’in yörede itibarını oldukça artırmıştı.
Süleyman Bey, bu fethi Kadı Burhaneddin’e mektupla bildirmişti. Kadı, bu haber üzerine ülkesinde nöbetler çaldırıp, şenlikler düzenlemiş ve ayrıca kendisine bir de tebrik mektubu göndermiştir.
Popüler ansiklopedilerde ve hatta Mesudiye ile ilgili yayınlarda Ordu bölgesinin Fatih Sultan Mehmed’in Trabzon seferi (1461) ile Osmanlı Devleti’ne dahil olduğunu yazılmaktadır.
Halbuki, Hacıemiroğlu Süleyman Bey, Yıldırım Bayezid’in Samsun’a gelmesiyle 1398 yılı baharında Osmanlı hakimiyetini kabul etmiştir. Fakat Beylik yönetimi yine Hacıemiroğulları ailesine bırakılmıştır. Artık Osmanlı Devleti’nin himayesinde bulunan Beylik, Karadeniz’deki mücadelelerine devam etmektedir. Osmanlı Devleti’nin 1402 yılında Ankara Savaşı’nda Timur’a yenilmesiyle Hacıemiroğulları tekrar bağımsız kalmıştır.
1404 yılında deniz yoluyla Semerkand’a giderken Trabzon’a uğrayan İspanyol elçisi Clavijo’nun verdiği bilgilere göre, Orta Karadeniz Bölgesi’nde Arzamir (Hacı Emir) isimli bir Türk beyi hakimdir. Bu beyin on bin atlı askeri bulunmakta olup, Trabzon’dan vergi almaktadır.
Clavijo’nun 1404 tarihinde tuttuğu kayıttan 1455 tarihine kadar olan zaman diliminde Hacıemiroğulları Beyliği hakkındaki bilgiler sınırlıdır. BOA. 13 Numaralı Tahrir Defterleri’ndeki atıflar, en azından Canik-i Bayram’ın yani takriben bugünkü Mesudiye’nin de içinde bulunduğu Ordu ve Giresun’un batı kesimlerinin Yörgüç Paşa’nın Canik harekatı sırasında (1427) Osmanlı topraklarına dahil edildiği anlaşılmaktadır.
Buraya kadar Orta Karadeniz topraklarında yaşayan Çepnilerin Osmanlı dönemine kadar olan tarih maceralarını verdik. Osmanlı dönemi ile ilgili çalışmalarımız devam etmektedir.
Daha engin bilgi ve belgelerde buluşmak dileğiyle.







ÖZET
Orta Karadeniz’de Osmanlı öncesinde kimler hükümran olmuştur? Ve özellikle Orta Karadeniz Bölgesi'nin Türkleşmesi ve İslamlaşmasını kimler sağlamışlardır? Makalemizde bu sorularının cevaplarını bulmaya çalışacağız.
Anadolu Selçuklu Devleti XIV. yüzyılın başlarında yıkılmış, 1335 yılında Moğol-İlhanlı devrinin de sona ermesiyle Anadolu Beylikleri dönemi başlamıştır.
Bu beyliklerden biri de Hacıemiroğulları Beyliği'dir. Tokat’ın kuzeyi ile Mesudiye, Ordu, Giresun, Samsun’un doğusu ve Trabzon’un batısında hüküm sürmüş, Orta Karadeniz Bölgesi’nin Türkleşmesini ve İslamlaşmasını sağlamış bir beyliktir.
Hacımiroğulları, Yıldırım Bayezid’in Samsun’a gelmesiyle 1398 yılı baharında Osmanlı hakimiyetini kabul etmiştir. Osmanlı Devleti’nin 1402 yılında Ankara Savaşı’nda Timur’a yenilmesiyle Hacıemiroğulları tekrar bağımsız kalmıştır.
Hacıemiroğulları’nın hükümran olduğu Canik-i Bayram, bugünkü Mesudiye’nin de içinde bulunduğu Ordu ve Giresun’un batı kesimleri, Yörgüç Paşa’nın Canik harekatı sırasında (1427) Osmanlı topraklarına dahil edilmiştir.

Summary
Before Ottomans,which people became rulers over the Middle Black Sea?And especially which people made the Middle Region of the Black Sea Turkified and Islamized.We are going to try to find out answers to these questions in our article.
Anatolia Seljukian State was ruined at the beginning of 14th century.In 1335, after the sovereignity of Mongol-Ilhanli ended,the period of Anatolian Feudalism began.
One these Feudal Lordship (beylik) is Haciemirogullari Beyligi which made the Middle Part of the Black Sea Turkified and Islamized and dominated over northern of Tokat, eastern of Mesudiye,Ordu,Giresun and Samsun and western of Trabzon.
Haciemirogullari accepted the domination of Ottoman State when Yildirim Beyazit came to Samsun in Spring 1398.This Feudal Lordship was again become independent in 1402 when Ottoman State was defeated by Timur.
Canik-i Bayram over which Haciemirogullari was sovereign and which includes today's Mesudiye, in Ordu and eastern Parts of Giresun became Ottoman State's land in 1427 during the Canik Operation of Yörgüç Pasha.

o_uzlar_n__epni_boyunun_yo_un_yerle_tikleri_b_lge.jpg

KARADENİZ VE ÇEPNİLER

Anadolu'nun Türkleşmesinde 24 Oğuz Boyu'na bağlı Türkmenlerin çok
büyük rolü olmuştur. Bu çerçevede Karadeniz Bölgesi'ne yerleştirilen
Oğuz Boylarına bağlı Türkmenler, gerek fetihler ve gerekse uygulanan
iskan politikasıyla bölgenin Türkleşmesini sağlamışlardır.


Prof. Dr. Faruk Sümer'e göre(1); XVI. yüzyılda, Amasya, Canik
(Samsun), Çorum, Karahisar-ı Şarki, Kastamonu, Kengırı (Çankırı),
Sivas ve Trabzon(2) sancaklarındaki yer adları incelendiğinde, 24
Oğuz Boyu'nun 21'i bölgeye yerleşmiştir. Bunlar; Kayı, Bayad,
Kara-Evli, Yazır, Döğer, Todurga, Afşar, Kızık, Beğ-Dili, Karkın,
Bayındır, Çavundur, Çepni, Salur, Eymür, Ala-Yundlu, Yüreğir, İğdir,
Büğdüz, Yıva ve Kınık boylandır. Bölgede bu boylara ait toplam 268
yer adı bulunmaktadır.


Amasya'ya bu boylardan 14'ü yerleşmiş olup, bunlara ait 26 yer adı
belirlenmiştir. Canik'e (Samsun) 10 boy yerleşmiştir; bunlara ait 19
yer adı vardır. Çorum'a 13 boy yerleşmiştir; bunlara ait 28 yer adı
vardır. Kara-Hisar Şarki'ye 10 boy yerleşmiştir; bunlara ait 19
yerleşim adı belirlenmiştir. Kastamonu, Sivas'tan sonra en fazla boy
adının belirlendiği sancaktır. Burada yerleşen toplam 15 boya ait 68
yer adı vardır. Kengırı'da (Çankırı) ise 19 boy yerleşmiş, bunlara
ait 35 yer adı belirlenmiştir. Sivas, 24 Oğuz Boyu'nun adını en
fazla taşıyan sancaktır; buraya 20 yerleşmiştir. Trabzon'da 2 boya
ait 3 yer adı belirlenmiştir(3).


Kıyı şeridi başta olmak üzere, Karadeniz Bölgesi'nin Türkleşmesinde
buraya yerleşen 21 boydan özellikle Çepniler çok önemli roller
oynamışlardır. Bölgede Hacı-Emiroğulları isimli bir beylik de kuran
Çenpiler'in faaliyetleri, Prof. Dr. Faruk Sümer tarafından şöyle
anlatılmaktadır(4):


"Çepni; Avşar gibi, adı zamanımıza kadar gelmiş bir boydur.
Vilayet-nameye göre Kır-Şehir'in Sulucu Kara-Hüyük köyüne gelen Hacı
Bektaş-ı Veli'nin ilk müridleri Çepni'den idiler. Çepniler'in önemli
bir kısmı herhalde 1240'daki Baba İshak Türkmenleri'nin isyanına
katılmıştır.


Onlardan önemli bir kümenin 1277 yılında Sinop yöresinde yaşadığı
görülüyor. Aynı yılda Çepni Türkleri Sinop şehrine denizden saldıran
Trabzon Rum İmparatorunu mağlup ederek, şehrin onun eline geçmesini
önlemiştir. Çepniler'in bu tarihten sonra Canit (Canik) denilen
Samsun'un doğusunda Giresun yöresine kadar uzanan sık ormanlık
bölgeye girerek orayı yavaş yavaş fethettikleri anlaşılıyor.


XIV. yüzyılın ortalarında bugünkü Ordu vilayetine Bayram-Oğlu Hacı
Emir adlı bir Türk beyinin hakim bulunduğunu görüyoruz. Hacı-Emir
1358 yılında kalabalık bir asker ile Trabzon'un batısındaki Maçka'ya
gelerek bu bölgede yağma ve tahriplerde bulunduktan sonra bol
ganimet (doyumluk) ile ülkesine dönmüştü. Bugün Ordu'nun merkez
köylerinden Bayramlı eskiden yörenin merkezi olup, bu ad aynı
zamanda bütün yöreyi de ifade ediyordu. Bayramlı adı Hacı-Emir
Bey'in babası Bayram'dan gelmiş olabilir.


Aynı yılda Trabzon imparatoru, Hacı-Emir'in akınlarını önlemek için
diğer Türk beylerine yaptığı gibi, kızını onunla evlendirdi. Aleksis
daha sonra (1381'de) bir kızını da Niksar beyi Tacuddin'e vermiş ve
böylece üç Türk beyini kendisine güveyi edinmişti.


Hacı-emir 1361 yılında Trabzon imparatorlarının elinde olan
Giresun'a bir saldırı düzenlemişti. 1380 yılında ise Trabzon
İmparatoru'nun Çepniler üzerine yürüdüğünü görüyoruz. Trabzon
vekayinamecisi Panaretes'e göre, İmparator 1000 kişilik bir yaya
kuvvetini Tirebolu şehrine gönderdikten sonra atlılar ile de kendisi
hareket etmiştir. İmparator, Philabonite ırmağı yatağını izleyerek
Cheimaiae'ye kadar Çepniler kovalamış ve yurtlarını yakıp yıkmış,
ayrıca Çepniler'in ele geçirdiği bazı hafif gemileri de kurtarmıştı.
İmparator bundan sonra Sthlabopiastis denilen yere gelmişti.
Tirebolu'ya gönderilmiş olan yayalara gelince, Onlar Cotzanta'ya
kadar her yeri yakıp yıkmışlardı. Fakat dönerken Çepniler tarafından
kovalandılar. Panaretes'in bu sözleri, batıdan Tirebolu'ya kadar
kıyı bölgesi ile bu kıyı bölgesinin güneyindeki toprakların
Çepniler'in elinde bulunduğunu gösteriyor.


Hacı-Emir Bey'in ölümü üzerine yerine oğlu Süleyman Bey geçti.
Süleyman Bey 798 veya 799'da (1396-1397) Giresun şehrini ele
geçirdi. 1404 yılında Timur'a giden İspanyol elçisi Clavijo, Ordu ve
Giresun'un 10.000 kişilik bir orduya sahip bulunan Hacı Emir'in
elinde olduğunu söyler.


Anlaşılacağı üzere bu beylik Canik Bölgesi'nin fethinde önemli bir
rol oynamış ve Hacı-Emir ailesinin buyruğundaki Türkler de bu
bölgedeki Türk halkının aslını teşkil etmişlerdir. Bunlar arasında
Çepniler'in önemli bir yer tuttukları anlaşılıyor. Canik halkından
bir kısmını Çepniler'in oluşturduğu XIV. yüzyıla ait belgelerden
anlaşıldığı gibi, Trabzon'un güney ve batısındaki yörelere de
Çepniler'in yerleştiğini biliyoruz. İspanyol elçisi Clavijo,
Trabzon'dan Erzincan'a gelirken yolda Cepniler'e ait bir kale
görmüştü.


Çepniler'den bir bölük, Uzun Hasan Bey zamanında Ak Koyunlu
hizmetine girmiştir. Bu Çepniler'in başında İl-Aldı Bey bulunuyordu.
Hasan Bey'in 837 (1468-1469) yılında Bitlis'in fethine gönderildiği
emirler arasında İl-Aldı Bey de vardı. İl Aldı Bey'in dirliğinin
Doğu-Anadolu'da olduğu anlaşılıyor. 883 (1478) yılında Yakub Bey
Uzun Hasan Bey'in ölümünden sonra Ak-Koyunlu tahtına geçen ağabeyi
Sultan Halil'in üzerine yürüdüğü zaman İl-Aldı Bey de ona
katılmıştı. İki kardeş Hoy yakınındaki emirlerden Bayındır Bey,
İsfendiyar oğlu Kızıl Ahmed Bey ile İl-Aldı Bey'i savaşın yapılacağı
yeri seçmekle görevlendirmişti. İl-Aldı Bey Çepnilerinin, Trabzon
bölgesi Çepnileri'nden olmaları ve kuvvetli ihtimaldir.
Ak-Koyunluların halefi olan Safeviler'in hizmetinde de Çepniler
vardı


XVI. yüzyılda Anadolu'da Çepniler'e ait 43 yer adı
görülebilmiştir..."


XVI. yüzyılda Çepni Boyu'na bağlı oymaklar; Halep Türkmenleri,
Ulu-Yörükler, Dulkadirliler, Atçekenler, Iran Türkmenleri arasında
ve Adana, Trabzon, Koç-Hisar (Şerefli), Hamid Sancağı, Çorum ve
Boz-Ok'ta yaşıyorlardı.


Prof. Dr. Faruk Sümer, Trabzon Bölgesi Çepnileri hakkında şu
bilgileri vermektedir:


"Osmanlı coğrafyacılarından Mehmed Aşık'ın XVI. yüzyılın sonlarında
yazdığı Menazirü'1-evalim adlı eserinde Trabzon yöresinde yaşayan
Türk halkından önemli bir kısmın Çepniler'den oluştuğu, yörenin batı
ve güney tarafındaki dağların da Çepni dağları adını taşıdığı
yolunda bir kaydın bulunduğu bilinmektedir. Tahrir defterlerinden bu
Çepniler'le ilgili mühim kayıtlar elde edilmektedir.


Birinci Selim devrine ait (921 - 1515 - 1516 tarihli) bir defterde
Çepniler'in yoğun bir şekilde yaşadıkları yer "vilayet-i Çepni" adı
ile ayrı bir idari yöre olarak gösterilmiştir. Bu yörenin,
defterdeki yer adlarından, Giresun, Torul ve Görele arasındaki saha
olduğu anlaşılıyor. Özellikle Kürtün kazasına tamamen Çenpiler
yerleşmişlerdir. Bununla beraber Çepniler, Trabzon-Torul-Vakf-ı
Kebir arasındaki sahada da yaşamaktadırlar.


Çepni yöresinde Ozgur, Kaya-Dibi, Kurtulmuş, Yenice-Hisar, Seyyid,
Çandarlu, Alını-Yuma, Engezlü, Firuzlu, Halkalu, Yakalkan, Kilise,
Kul Çukuru, Şaban, Dikmeci, Yamğurca, Emürlü, Sarban, Uzun-Dere,
Kara-Göncü, Mürsellü, Tana-Deresi, Derelü, Ak-Yuma, Karınca gibi
büyük bir kısmı Türkçe adlar taşıyan kalabalık nüfuslu köyler
görülmektedir. Buradaki Çepniler tamamen toprağa bağlanmışlardır.
Hıristiyanlar ise sahil şehirlerinde oturuyorlardı.


Çepni yöresi de tımar sistemine tabi olup dirlikler de genellikle
Çepni beylerine verilmiştir. Örneğin Busatlu (her halde Ebü
Saidlu'dan) adlı bir zeamet Çepni beylerinden Mehmed Bey Oğlu Ali
Yar Bey'in tasarrufunda idi. Mehmed Bey'in Halil, Ali Han, Himmet ve
Nasuh adlı oğulları da tımar sahibi idiler. Yine Çepni beylerinden
Aydın Bey oğlu Halil, Piri Bey oğlu Busad da tımara tasarruf
ediyorlardı. Defterde tımar sahibi daha bir çok Çepni beyinin adı
geçmektedir.


Bu Çepni beylerinin yanında, özellikle eski zamanlarda din ve
tarikat adamlarının bulunduğu görülüyor. Mezkür defterde Yakub
Halife adlı bir tarikat adamının cami, zaviye ve sarp yerlerde
köprüler yaptırmış "ehl-i velayet ve sahib-i keramet" bir kimse
olduğu ve Çepni beylerinden Süleyman Bey'in, onun yaptırdığı cami
ile ailesi için dört parça köy vakfettiği yazılıyor.


Süleyman Halife adlı diğer bir Çepni tarikat adamının da sarp bir
boğazda köprü yaptırmış olduğu aynı defterde kaydediliyor. Yine
Çepnilere bağlı bazı kişilerin da Giresun, Ordu ve Tirebolu
camilerinde imamlık, hatiplik ve cüzhanlık görevlerinde bulundukları
anlaşılıyor. Trabzon'un doğusunda bulunan yerlerdeki dirliklerden
bazılarının da Çepniler'in elinde olduğu görülüyor.


Yine Kanuni devrinde Doğu Anadolu'da, hatta Irak'taki kalelerde
gönüllü gediğinde görev yapan çokça Çepni bulunduğu anlaşılıyor.
Bunların çoğu Trabzon ve Canik Çepnileri'nden idi. 975 (1567)
yılında Bayburt Alaybeyinin de Çepniler'den olduğunu biliyoruz(5)."


Karadeniz Bölgesi'nde böylesine önemli roller oynayan Çepni boyu ile
ilgili bilgiler XVIII. yüzyıldaki belgelere de geçmiştir. Prof. Dr.
Yusuf Halaçoğlu'nun belirlediğine göre; "Trabzon'da Görele
(Parabolu) Kazası halkından Çepniler, yerlerini terk ederek, 1732
yılında Espiye madeni çevresindeki bölgelere yerleşmişlerdi. Bununla
beraber, bir süre sonra buradan kaldırılarak eski yerlerine
yerleştirilmişlerdir(6)."


DİPNOTLAR
1) F. Sümer, Oğuzlar (Türkmenler) Tarihleri, Boy Teşkilatı,
Destanları, İlavelerle 3. bsk., İst., (1980, s. 211 vd.).
2) Bu sekiz sancağın seçilmesinin sebebi; XVI. Yüzyıldaki idari
taksimata göre, bölgede Yunan-Rum emellerini yoğunlaştığı yerlerin
bu sancakların topraklarını tamamen veya kısmen kapsamasından
dolayıdır. 1995 idari taksimatı dikkate alındığında ise, onyedi
vilayetimiz Rum-Yunan propagandası içinde yer almaktadır. Bunlar;
Zonguldak, Bartın, Kastamonu, Çankırı, Çorum, Sinop, Amasya, Samsun,
Tokat, Ordu, Sivas, Giresun, Gümüşhane, Bayburt, Trabzon, Rize,
Artvin vilayetlerimizdir.
3) Sancaklardaki boylar ve bunlara ait toplam yer adları TABLO:
25'de gösterilmiştir.
4) A.g.e., s. 327 vd.
5) A.g.e., s. 331-332.
6) Y. Halaçoğlu XVIII. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'nun İskan
Siyaseti ve Aşiretlerin Yerleştirilmesi, Ank., 1991, s. 131.





EMİROĞLU EMİROĞULLARI


draliosman@emirogullariailesi.com

Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın