www.emirogullari.forumkurdu.net

EMİROĞULLARI
EMİROĞULLARI BEYLİĞİ
EMİROĞULLARI BEŞERİ DAĞILIMI
EMİROĞLU İLETİŞİM
AİLEDEN BEYLİĞE BEYLİKTEN SÜRGÜNE
EMİROĞULLARI TARİHİ
ANADOLU SELÇUKLULARI VE EMİROĞULLARI
ORDU İLİ BÖLGE TARİHİ
DANİŞMENDLİLER VE DANİŞMEND GAZİ
DANİŞMENDLİLER TARİHİ ESERLER
ÇEPNİLER VE KARADENİZ
ÇEPNİ TÜRK TARİHİ
ÇEPNİ KİLİMLERİ
OSMANLI HAKİMİYETİNE KADAR DOĞU KARADENİZDE TÜRKLER
TRABZON TARİHİ
TRABZON VE GÜMÜŞHANE ÇEPNİ TARİHİ
EMİROĞULLARI VE KARADENİZ
CANİK VE TARİHİ ALT YAPISI
HACIEMİROĞULLARI BEYLİĞİ ZAMANINDA MESUDİYE
MESUDİYE TARİHİ ve EMİROĞULLARI
REŞADİYE TARİHİ VE EMİROĞULLARI
ŞEBİNKARAHİSAR TARİHİ VE EMİROĞULLARI
TARİHİ HAMAM Emiroğulları
SELİMİYE CAMİİ ORDU
ESİPAZAR CAMİİ EMİROĞULLARI
EMİROĞULLARI BEYLİK KALESİ MESUDİYE
GENÇAĞA KALESİ
ÜNYE ve TÜRK TARİHİ
ORDU VE GİRESUN AĞIZLARI ÜZERİNE
Emiroğlu Rıza paşa ve oğlu Sureyya Paşa
EMİROĞLU İPSİZ RECEP ve İSTİKLAL SAVAŞI
EMİROĞLU TABYASI & ARDAHAN SAVAŞI 1877
TRABZON ve OSMANLILAR
AİLE ALBÜMÜ
MİSYON VE VİZYON
ÖNCELİKLİ HEDEFLER
LİNKLERİMİZ
SOSYAL ve KÜLTÜREL DERNEK YAPILANMASI
ERMENİLER KATLİAMA DEVAM EDİYOR
PONTUS SOYKIRIMI İDDİALARI VE TÜRKİYE
TARİHTEN VE DOĞADAN ESİNTİLER
HORASAN ERENİ MEHMET EMİROĞLU
ŞEHİTLERİMİZ

TRABZON TARİHİ


KURULUŞUNDAN 19. YÜZYILA KADAR TRABZON TARİHİNE KISA BİR BAKIŞ


Yrd. Doç. Dr. Melek ÖKSÜZ*

1. Trabzon Adının Menşei

Trabzon adının kökeni üzerinde değişik görüşler ileri sürülmüştür. Bazı
kaynaklarda aynı bilgilere rastlamakla birlikte farklı görüşlerin yer aldığı
kaynaklar da mevcuttur. Tarihi kaynaklarda Trabzon şehrinden ilk söz eden, M.Ö.
400 yılında bölgeye gelen Ksenophon (M.Ö. 430-355) dur1. Onun zamanında Trabzon
şehri Sinop’a belirli bir vergi ödemekteydi2.

Trabzon ismi son şeklini alana dek bir takım değişiklikler geçirmiştir.
İlkçağda şehre Trapezus veya Trapeza (Tpaheza) denilmiş, batı dillerinde bir
süre Trapezunte, Trebizonde gibi değişik isimlerle anılmıştır3. Ortaçağ
Müslüman yazarları tarafından ise şehre, Trabezunde veya Atrabezuni (Atrabezun)
denilmiş. Bazı batılı yazarlar da Trabzon kelimesini Trabezonde, Trebexonda,
Trebezonda, Trebisond, Trapezunt, Trabison şeklinde okuyup, anlamının da “Kum
renginde iki başlı gümüş kartal yuvası” ve “altın kartal ağzı” olduğunu
belirtmişlerdir4.

Şehrin isminin nereden geldiğine bakacak olursak; Bazı kaynaklar, şehri
kuran Miletoslu kolonilerin, şehrin yer aldığı bölgenin düz, kenarlarının da
köşeli masayı andıran sekiler üstünde olmasından dolayı “masa” anlamına gelen bu
ismi yani “Trapezus’u verdiklerini bildirirler5. Oysa kalelerin şimdiki halinin
masaya benzemediği bir gerçektir. Çünkü kaleler güneyden kuzeye (denize) doğru
çok meyilli ve oldukça da engebeli bir şekilde uzanmaktadır. Bu nedenle kalenin
en eski şekline yani Aşağıhisar’a bu adın verilmiş olması daha mantıklıdır.
Nitekim, şehrin bu görünüşü Trabzon’a ait en eski paralardan biri üzerinde bir
masa şeklinin bulunuyor olmasıyla doğrulanmaktadır6.

Trabzon kelimesinin manası hakkında ileri sürülen bir başka görüş,
Trabzon’a gelen milletlerin burada memleketin imarına vesile olacak işlerle
uğraşırken Trabzon’da sofra şeklinde birçok büyük taşlar görmüşler ve eski
Yunanca’da sofraya “trapeza” denildiğinden şehre de Trabzon demiş olabilecekleri
yönündedir7. Şakir Şevket, Trabzon sahilinde sofra gibi düz ve müdevver
(yuvarlak) pek çok taşın olduğunu ve bunlara “harmanlı kaya” denildiğini
belirterek bu görüşü desteklemeye
çalışmıştır8.

Yine Şakir Şevket’in belirttiğine göre, halkın arasında söylenenlere
bakılırsa önceden Trabzon’a “Hurşid-âbâd” (güneş ülkesi) deniliyormuş. Bunun
sebebi Acemler’in Trabzon’u istilâ edip Boztepe’ye vardıklarında güneşin şehrin
ve denizin üstünde parlamasından dolayı, hayranlık ifade eden bu ismi vermiş
olabilecekleri ihtimali ile izah edilmektedir9.

Şehre verilen isimlerden biri de “Tuğra Bozan” ismidir10. Şakir Şevket bunu
yakıştırma bir iddia olarak nitelerken11 Goloğlu da aynı şekilde, bu söylentiye
inanmadığını ve bunun Köroğlu hikâyelerinden kaynaklandığını belirtmektedir12.

Bıjişkyan ise, Türkler’in yanlış olarak Trapezon kelimesinin, Grek
askerlerinin bozguna uğramasını ima ederek bu adı “Tabur bozan” şekline
dönüştürdüklerini belirtmektedir13.

Trabzon hakkında bilgi veren Evliya Çelebi de, Fatih’in şehri fethettiğinde
buraya, suyunun ve havasının güzelliğinden dolayı manası, “eğlence yeri”
anlamına gelen “Tarb-ı Efzun (Tarb-ı Efsun=Tarab-efzun) ismini verdiğini ifade
etmektedir14.

Trabzon kelimesi, bileşik bir kelime olup, “Trab” ve zun” kelimelerinin
birleşmesiyle oluşmuştur. Ek niteliğindeki “zon”-zun”, yer (mekân)
bildirmektedir. Buna göre Trabzon, “Trab’ların ülkesi” anlamına gelmektedir.
Böyle olunca da Trabzon yöresinde oturan Orta Asya kökenli Trab, Tibar ve
Şilaplar’ın bu kente ad vermiş oldukları ihtimali vardır. Çünkü Türkler, töre
gereğince yurt edindikleri topraklara ongun (totem) veya kendi adlarını
verirlerdi15.

Trabzon adı hem Dede Korkut Oğuz-namelerinde hem de halk ağzında ve
manilerde “Turabuzon” şeklinde görülür. Farsların kullandığı “tur” sözü “Türk”
anlamındadır. Nitekim Firdevsi’nin “Şehnamesi”nde Türkler’den Tur/Tuz adlarıyla
bahsedilmektedir. Buna göre de “Tur-Ab-Zon” bileşik kelimesi “Türkler’in Yurdu”,
“Türkeli” anlamlarına gelmektedir ki, bu da şehri Orta Asya’dan göçen “Trab” ve
benzeri Türk boylarının kurduğu ve adlandırdığı görüşünü desteklemektedir16.

Görüldüğü üzere şehrin ismi eskiden beri burada yaşayan topluluklar
tarafından değişik adlarla anılmış ve zaman içinde bir takım değişikliklerle
birlikte “Trabzon” haline gelmiştir.

2.İlkçağdan Osmanlı Hakimiyetine Kadar Geçen Dönem

Trabzon’un tarihine kısaca bakılacak olursa; şehrin, Sinop’tan gelen
Miletli göçmenler tarafından M.Ö. 756’da kurulduğu görüşü genel
olarak kabul edilmektedir17. Buna rağmen Trabzon’un tarihini daha eskilere
götürenler de vardır.

Trabzon’un yazılı tarih öncesi dönemlerini aydınlatmaya yönelik çalışmalar
1944’de İ. Kılıç Kökten’in bu yörede yaptığı araştırma gezilerine
dayanmaktadır18. Samsun-Rize arasındaki kıyı bölgesinde yapılan bu araştırmalar
neticesinde, Trabzon çevresinde 1’i düz yerleşme yeri, 31’i yapma, 3’ü doğal
toplam 34 mağara tespit edilmiştir. Trabzon-Rize il sınırı yakınındaki bir
mağarada yapılan sondaj çalışması sonucunda bu mağaranın Kalkolitik ve Tunç çağı
özellikleri gösterdiği tespit edilmiştir19.Bu da, şehrin tarihinin Miletler’den
daha önceye götürülebileceği ihtimalini kuvvetlendirmektedir.

Şehrin yazılı tarih çağları ise koloni dönemiyle başlamaktadır. Ancak
bundan önceki dönemde bu yörede bir yerleşme olup olmadığı kesinlik
kazanmamıştır. Bu konuda değişik görüşler mevcuttur: Homeros’a göre Trabzon’un
ilk yerli halkı, Troya savaşlarında Troyalılar’ın yanında savaşan
Elizonlulardır. Kimisi de Yunanistan’ın Arkadia bölgesinden gelen Arkadialılar’ı
Trabzon’un ilk yerli halkı olarak kabul eder20. Bazılarına göre ise bölgeye ilk
olarak M.Ö. III. bin ile II. bin yılları arasında Oğuzlar’ın öncü kollarından
biri olarak kabul edilen “Gas/Kas” ve “Gud/Gutiler”in yerleştiğini ifade
etmektedirler21. Ayrıca, Trabzon’un Bahçecik (Kindinar) mevkiinde bulunan bazı
kalıntılar bölgeye ilk defa Kafkasya’dan Mosk’lar, Tibaren’ler ve Mar’ların
gelerek burada tarım ve balıkçılık ile meşgul olduklarını göstermektedir22.

Mehmet Bilgin, M.Ö. 8. asırda, Karadeniz’in kuzeyinde Kimmerler’in var
olduğunu ve bu asrın sonuna doğru Orta Asya’dan gelen İskitlerin baskısı ile
bölgeden gittiklerini ve giderken de Karadeniz’in kuzey ve güneyinde bulunan
Helen kolonilerini tamamen yok ettiklerini belirtir23.

Doğu Karadeniz tarihi ile ilgili ilk bilgileri Yunanlı coğrafyacı ve
seyyahların eserlerinden öğrenmekteyiz. Bu eserlerde, bu bölgede yaşayan
Kolhlar, Driller, Mossinoikler, Halibler, Tibarenler gibi kavimlerden söz edilir
ki, bunların hiçbiri Yunan asıllı değildir24.

Eski Anadolu tarihi ile ilgili olarak yapılan çalışmalarda, şehir tarihi
araştırmalarında ve dil incelemelerinde M.Ö. 2000’li yıllardan itibaren bölgede
yaşayan kavimlerden bazılarının Türk olduğu söylenebilir. Bunları, Gaşkalar,
İskitler, Kimmerler, Amazonlar, Driller, Hunlar, Kumanlar, Peçenekler, Akhunlar,
Sabirler, Hazarlar, Bulgar Türkleri ve Oğuz Türkleri olarak sıralamak
mümkündür25.

Doğu Karadeniz Bölgesi’nin yeryüzü şekilleri, iklim ve bitki örtüsünün,
ulaşım ve yerleşim üzerindeki olumsuz etkisine rağmen26 buraya kadar verilen
bilgiler de göstermiştir ki, bölgedeki ve elbette Trabzon’daki yerleşme eski
dönemlere kadar özellikle M.Ö. 2000’li yıllara kadar götürülebilmektedir. Ayrıca
şehrin, Yunanlılar tarafından değil de Karadeniz’in kuzeyinden gelen Orta Asya
kökenli Türk kavimleri tarafından kurulduğu da anlaşılmaktadır.

Dönemlerinin en iyi denizci ve tüccarları olan kolonizâtör Miletliler aslen
İyonya’nın en önemli merkezlerinden olan “Milet” şehrinden oldukları için bu
isimle anılıyorlardı. Ege kıyılarından gelerek Karadeniz’e çıkan ve öncelikle
ticaret fikriyle hareket eden Miletliler önce M.Ö. 785 yılında Sinop’u alırlar
ve yavaş yavaş Karadeniz’in her tarafına yayılmaya başlarlar. M.Ö. 756 yılında
da Trabzon’u ele geçirirler27.

Trabzon şehrinin varlığı Yunanlılar’dan çok öncedir. Çünkü, koloni kurmak
amacıyla Karadeniz’e gelen Yunanlılar’ın, hiç bilinmemiş, içinde hiç oturulmamış
bir yerde zenginlik aramaya çalışmaları mümkün değildir. Dolayısıyla 756 yılında
Trabzon’a gelen Yunanlılar’ın Trabzon’da kurulu bir şehir bulmuş olmaları
lâzımdır. Nitekim Yunanlılar, burada bir şehir kurmaktan ziyade ticaret
yapabilecekleri bir konaklama merkezi oluşturmuşlardı28.

Miletliler’den sonra, bölgede Anadolu ve Azerbaycan’da ilk bozkır kültürünü
yaşayan ve “Proto-Türkler” olarak kabul edilen Kimmerler’e rastlanır29. M.Ö. 8.
asırda Karadeniz’in kuzeyinde yaşayan Kimmerler bu asrın sonlarına doğru
İskitlerin baskısı ile bölgeden hareket ederek önce Kafkaslara sonra da
Kızılırmak kavisine ve Sakarya bölgesine kadar gelip Kuzeydoğu Anadolu’yu işgal
etmişlerdir. Kimlerler’in şiddetli saldırıları neticesinde Karadeniz’in kuzey ve
güneyindeki Helen kolonileri tamamen yok olmuştur30. Burada M.Ö. VIII. yy’a
kadar yani yaklaşık 100 yıl yaşamışlardır31. Bölgede Kimmer akınlarının sona
ermesiyle birlikte M.Ö. 670 yıllarından itibaren Miletliler tekrar Karadeniz
sahillerinde koloniler kurmaya devam etmişlerdir32. Trabzon da M.Ö. 656 yılında
kurulmuş olmalıdır33.

Ksenophon’un, bölge ile ilgili olarak verdiği bilgiler arasında, Sinop,
Ordu, Giresun ve Trabzon’un Karadeniz’in güney sahillerindeki önemli Milet
kolonileri olduğu ve bunların hepsinin de Sinop’a bağlı bulunduğu yer
almaktadır34. Doğu Karadeniz Bölgesi’nde Miletlerden başka İskitler,
Makronlar, Kolkhlar, Driller, Massynoikler, Khalybler ve Tibarenler de
yaşıyor, koloni kentlerinde yaşayan Helen kolonistleri, etrafındaki bu
topluluklarla onların dillerini öğrenmiş kişiler aracılığı ile
anlaşabiliyorlardı35.

Kimmerler’den sonra bölgede İran kaynaklarında Afrasyab, Türk kaynaklarında
Alp Er Tunga olarak geçen kralları zamanında Anadolu’yu işgal eden İskitler’e
rastlanmaktadır. Fakat bunlar bölgede ancak 28 yıl kalabilmişlerdir36.
İskitler’in egemenliğine M.Ö. 606 yılında Med kralı Keyaksares son vermiştir.
Medler, Asur Devleti’ni yıktıktan sonra, Lidyalılar ile Anadolu’yu bölüşmek
amacıyla anlaşıp Doğu Karadeniz Bölgesini ellerine geçirdiler37. M.Ö. 550
yılında İran’da güçlenen Persler, Medler’in giderek güçsüzleşmesinden
yararlanarak Med Devleti’ne son verir38.

M.Ö. 550-332 yılları Pers dönemi olarak kabul edilir. Persler, başlangıçta
Trabzon’un özerk yönetimine karışmamış, fakat sonraları üstünlüklerinden
yararlanarak koloni kentlerine kendi yöneticilerini getirmeye çalışmışlar hatta
I. Dateios, kentlerin Persleştirilmesi yolunda ilk adımı dahi atmıştır.
İmparatorluk toprakları “Satraplık”lara ayrılmış ve Trabzon da “Kapadokya
Satraplığı” içinde yer almıştır39. Daha sonraları Doğu Karadeniz öneminden
dolayı “Pont Satraplığı” olarak ayrılmıştır. Pont Satraplığı’nın merkezi Amasya
olup zamanla sınırları genişlemiştir. Bu dönemde şehirde Yunanlılar olmakla
birlikte Yunanlılar’ın Pontosla bir alakası yoktur. Nitekim Pont Satraplığı M.Ö.
520 yılında İran’ın 19. eyaleti olarak kurulmuştur40. Perslerin bir ara
yenilmesi ile Yunan asıllı koloniler özerkliklerine kavuşur gibi olduysa da
Datames, koloni kentlerine otoritelerini yeniden kabul ettirmiştir. Bu satrabın
ölümüyle Trabzon muhtar hale geldi. M.Ö. 332’de de Büyük İskender’in hakimiyeti
altına girdi41.

Büyük İskender’in doğu seferinde yol üzerinde bulunmadığı için Doğu
Karadeniz’in durumunda bir değişiklik olmamış, İskender’in ölümünden sonra
fethettiği topraklar komutanlar arasında paylaştırılırken Trabzon, Eumenes’in
payına düşmüştür42. M.Ö. 280’de de Sinop’ta ortaya çıkan Mitridates ailesinin
hakimiyeti altına girmiştir43. Pers soylularından geldiğini ileri süren
Mitridates Ktistes’in M.Ö. 298’de kurduğu Pontos Devleti44, Kral I. Farnakes
Dönemi’nde Karadeniz kıyılarına yayılmıştır. Kral Mitridates Eupator VI
zamanında (M.Ö. 120-63) ülkede çatışmalar ve istikrarsızlık hakim olmuştur45.
M.Ö. 86-66 yıllarında meydana gelen ve Mitridates Savaşları olarak bilinen Roma
komutanlarıyla yapılan savaşlar, Pontos Krallığı’nın kaderini etkilemiştir.
Çünkü Roma Komutanı Pompeius’un Mitridates’e karşı gerçekleştirdiği saldırı
Pontos’un askeri gücünü çökertmiştir46. M.Ö. 63 yılında Pompeius, Trabzon’u
zaptederek Roma İmparatorluğu topraklarına katmıştır47.

Trabzon, Romalılar devrinde Partlarla yapılan savaşlarda serbest şehir
statüsü ile önemli bir üs durumundaydı. Bu nedenle Trabzon “elde tutulması mühim
bir nokta” olarak kabul ediliyordu. I. asır ortalarından itibaren Trabzon
gelişmeye başladı48.

Vespasianus Devri’nde (M.S. 69-79) Trabzon’u Anadolu’ya bağlayacak askeri
yol ve sahil yolu yapılmış böylece Trabzon ticari açıdan gelişme imkânı
bulmuştur49.

İmparator Hadrianus (M.S. 117-138) zamanında, Trabzon’da bir
liman
yaptırmasıyla şehir daha da önem kazanmaya başladı. Artık Trabzon, ticaret
mallarının Doğu’dan Batı’ya sevkinde önemli bir üstü. Çin’den veya Orta Asya’dan
gelen ham ipek, Trabzon veya İskenderiye’den geçerek batıya gönderiliyordu50. Bu
dönemde limanla birlikte saraylar, tapınaklar, su kemerleri ve dalgakıran da
yaptırılmıştır51.

257 yılında şehir Gotlar tarafından işgal edilip tahribata uğramıştır52. Bu
tahribatın etkisi 30-40 yıl kadar sürmüş, şehrin tekrar canlanması imparator
Diocletanaus (285-305) zamanında olmuştur53. Konstantin zamanında yapılan
dini-idari taksimatta Trabzon, Piskoposluk merkezi olmuştur54.

M.S. 395 tarihinde Roma İmparatorluğu’nun parçalanması ile Trabzon’da
Bizans hakimiyeti dönemi başlar. Bizanslılar döneminde de Trabzon önemini
korumuştur. Bizans döneminden günümüze pek çok tarihi eser gelebilmiştir55.
Ayrıca bu dönemde bölge önemli olaylara sahne olmuştur. 530 yılında Bizanslılar
tarafından
bozguna uğratılan Bulgar Türkleri’nin bir kısmı Trabzon’a
yerleştirilmişlerdir56.

İslamiyet’in doğuşu ile birlikte müslümanlar etrafa yayılmaya başlamışlar
ve II. Justianos Dönemi’nde (705-711) müslüman akıncılar Doğu Karadeniz
Bölgesi’ne kadar geldiler. Bir ara Trabzon bu akıncılar tarafından ele geçirildi
ise de 715 yılında Bizanslı komutan Leon tarafından geri alındı. Bundan sonraki
dönemde Trabzon iki taraf arasında sürekli el değiştirdi. 739 yılında son olarak
Bizanslılar’ın eline geçti. Buna rağmen şehir surlarının dışında müslümanların
hakimiyeti uzun yıllar devam etti57. Yapılan bu savaşlarda, Arap ordularında
yeni müslüman olmuş Türk unsurları bulunurken58 Bizans ordusunda da Karadeniz’in
kuzeyi ve Balkanlar’dan gelen Kuman, Peçenek, Bulgar, Hazar Türkleri
bulunmaktaydı 59. 10 yy’a kadar Karadeniz Bölgesi, Bizans-Sasani-Arap
mücadelesine sahne olmuş ve anlatıldığı üzere bu mücadelede Türkler aktif rol
oynamışlardır60.

Öteden beri ticari açıdan dikkatleri çeken Trabzon, Boğazlar ve Ege yoluyla
Akdeniz’e ve Avrupa’ya bağlanmasının yanı sıra Karadeniz üzerinden de Rusya’ya
ve Avrupa içlerine giden yolların kavşağında bulunuyor idi61. 11.yy’daki bu
ticari öneminin yanı sıra askeri bir üs olarak da kullanılmış, Bizans İmparatoru
Basilios’un 1021-1022 yıllarında Ani kralları ve Vaspurakan devletleriyle
mücadelesinde Trabzon bir üs olarak kullanılmıştır62.

1073-1074 yılları arasında Trabzon dolaylarında ve hatta Ege kıyılarında
Türk gruplarına rastlanılmış63, 1072’de bir ara Trabzon, Türklerin eline geçmiş
1075 yılında ise Theadore Gavras tarafından geri alınmıştır64. Trabzon’a vali
olarak atanan Gavras, daha sonra bölgeyi Bizans’tan bağımsız olarak yönetmiştir.
1098’de ölümü üzerine yerine oğlu Gregory Taronites geçmiş, bir yandan çevredeki
Türkmen beylikleri ile ittifak kurarken öte yandan babası gibi Bizans’tan
bağımsız hareket etmiştir. 1119’da buraya atanan Costantin Gavras da kendinden
öncekiler gibi çevredeki Türkmenlerle ilişkiler kurup bağımsız hareket etmiştir.
1185’de Bizans halkı ayaklanarak Komnenos hanedanını tahtan indirerek onun
yerine Angelos hanedanını tahta çıkarmıştır. İmparator Andronikos Kommen ve oğlu
Manuel öldürülürken Manuel’in oğulları Aleksius ve David Gürcistan’a
kaçırılmışlardır65. 1204 yılına gelindiğinde Gürcistan Kralı Thamar’ın desteği
ile Komnenoslar Trabzon’u ele geçirmişlerdir66.

David’in 1206 yılında ölümüyle Aleksius imparator ünvanını tek başına
alarak iki buçuk asır boyunca İran ve doğu ticaretinin çok önemli bir noktasını
teşkil eden Trabzon’da hüküm sürmüştür67. Bu dönemde (13.yy’da) Trabzon, bölgede
yaşanan ekonomik gelişmelerin etkisiyle önemli bir ithalat ve ihracat merkezi
haline gelmiştir68.

13.yy. aynı zamanda Türkler’in Karadeniz sahillerine yerleşmeye
başladıkları yüzyıl olarak da dikkati çeker69. Nitekim 1207’de Antalya70,
1214’de Sinop alınır71. 1228 ‘de Trabzon kuşatılır, ancak alınamaz72. Bu dönemde
Trabzon’a yönelik Türk akınları giderek artmıştır. Bu akınlardan kurtulabilmek
için Trabzon İmparatorluğu Selçuklular’a vergi vermek zorunda kalmışlardır73.

Selçuklular tarafından Samsun’un doğu kesimine bölgenin güvenliği için
yerleştirilmiş olan Çepniler, Karadeniz sahil boyunca doğuya doğru ilerleyerek
bu bölgenin Türkleşmesinde önemli rol oynamışlardır74. Çepniler bazen tek
başlarına bazen de diğer Türk boyları ile birlikte Trabzon’a akınlar
yapmışlardır. 1279 yılında Sinop’a saldırıp Trabzon İmparatorluğu’nu mağlup
etmişler75, 1348 yılında Türkmen beylikleri ile Trabzon İmparatorluğu üzerine
ortak bir saldırıları dahi gerçekleştirmişlerdir76.

Trabzon İmparatorluğu, Anadolu’nun 1243 Kösedağ Savaşı’ndan sonra Moğol
hakimiyetine girmesiyle, Moğollar’a, sonra Türkmen beylerine vergi vermeye devam
etmişlerdir. Hatta kızlarını Türkmen beylerine vermek suretiyle kendilerini
güvence altına almaya çalışmışlardır77. Meselâ, Trabzon İmparatoru, kızkardeşi
Theodora’yı 1358 Ağustosunda Hacı Emir Oğulları’nın lideri Hacı Emir ile
evlendirmiştir78.

1318-1319 yıllarında Pervaneoğullarına ait kuvvetler, 1340’lı yıllarda ise
Akkoyunlular Trabzon’a birkaç kez akın yapmışlardır79. Nitekim İmparator Alexios
III, Akkoyunlular’ın akınlardan korunmak için kızı Maria’yı Akkoyunlu beyi Emir
Kutlu ile evlendirmişti80. Bundan sonraki tarihlerde Erzurum ve Bayburd
taraflarındaki Türkmenler de Trabzon’a akınlar yapmışlardır. Toharlı kabilesi
bunlardan biridir81.

Osmanlı Devleti’nin fetihten önce bu bölgedeki faaliyetine gelince;
Panaretos’a göre, Osmanlı’nın Trabzon tarihinde ilk ortaya çıkışları, 1368
yılında Giresun Adası’na yapılan akın ile olmuştur. Fakat bu hadiseden sonra
böyle bir akından hiç bahsedilmemiştir82.

15. yy’a gelindiğinde Osmanlı Devleti, Anadolu’da pek çok yeri fethetmiş,
Türkmen beylerinden aldığı topraklarla Trabzon hududuna kadar
gelmişti.
Osmanlılar, II. Murat Dönemi’nde, 1442’de hem karadan hem de denizden Trabzon
üzerine kuvvet sevk etmiş, ancak Osmanlı donanması şiddetli fırtına yüzünden
geri dönmek zorunda kalmıştır. Buna rağmen Trabzon İmparatoru 3.000 altın vergi
vermeyi kabul etmiştir83.

Bu dönemde Trabzon’un içinde bulunduğu durum, Erdebilli Şeyh Cüneyd’i (Şah
İsmail’in dedesi) ümitlendirir ve burayı almak için 1456’da şehre karşı harekete
geçer. Onun bu hareketini öğrenen Fatih, Amasya beyi Hızır Bey’i Trabzon üzerine
sevkeder. Onun geldiğini haber alan Cüneyd Bey, kuşatmayı kaldırarak geri
döner84. Hızır Bey’in bu seferi, Komnenler Devleti’nin Osmanlı himayesine
alınmasını ve her yıl 2000 altın vergiye bağlanmasını sağlamıştır. Fatih, alınan
esirleri serbest bırakma karşılığında vergiyi 3000 altına çıkarmıştır85. Bu
hadise İmparator Kalo’yu birtakım tedbirler almaya yöneltmiştir. Kalo için
yapılacak iki şey vardı: Birincisi, Türkler üzerine Haçlı seferi düzenletmek;
ikincisi de, Osmanlı’ya karşı bir müttefik bulmak. Öncelikle müttefik arayışına
girdi ve bu iş için Akkoyunlu Devleti’ni uygun gördü86. İttifak yapmak için
Diyarbakır’a elçiler gönderildi. İttifak karşılığında kızı Despina Hatun’u ve
çeyizi olarak da Kapadokya (Sivas Vilayeti)yı vermeyi teklif etti. 1458 yılında
Uzun Hasan ile imparator arasında ittifak anlaşması yapıldı87. Bu sırada
imparator ölmüş yerine kardeşi David geçmiştir. David de bu anlaşmayı kabul
ettiği gibi Haçlı Seferi tertibine de başlamıştı88. David bir süre sonra Uzun
Hasan’a bir elçi göndererek Osmanlı’ya ödemek zorunda oldukları verginin
kaldırılmasını istemiştir. Uzun Hasan da, anlaşmaya riayet ederek Osmanlı
ülkesine bir elçi göndermiştir. Uzun Hasan, Trabzon İmparatorunun ödemek zorunda
olduğu verginin affedilmesini, Osmanlı padişahlarının önceden beri Akkoyunlu
beylerine vermekte oldukları, fakat Timur’un ölümünden sonra gönderilmeyen
hediyelerin verilmesini, hatta daha da ileri giderek Kapadokya’nın teslimini
istemiştir89. Bunlar kabul edilmesi mümkün olmayan şartlardır. Fatih elçiye
sadece “Haydi siz rahatça gidiniz, gelecek sene ben kendim gelir borcumu öderim”
demiştir ki, bu da Fatih’in Trabzon üzerine bir sefere karar verdiğini
göstermektedir90.

3.Osmanlı Hakimiyeti Dönemi

Fatih, önce Amasra, Kastamonu ve Sinop’u alıp kara yoluyla Trabzon’a
yöneldi. Gelibolulu sancakbeyi Kâzım ve Yakup Beyler komutasında 300 parçalık
donanma da Sinop’tan Trabzon üzerine hareket etmiş, fakat seferin Trabzon
üzerine olduğunun anlaşılmaması için91 kendisi Koyulhisar’a yönelmiştir. Burayı
aldıktan sonra92 Yassıçemen’de otağ kuruldu93. Osmanlı ordusunu gören Uzun Hasan
telaşa kapılmış, kendisini ve ülkesini kurtarmak için bir elçilik heyeti ve
beraberinde annesi Sara (y) Hatun’u da94 Fatih’e göndermiştir95. İki taraf
arasında yapılan görüşmeler neticesinde, Uzun Hasan gerek Osmanlı memleketlerine
gerekse Osmanlı’nın himayesi altındaki yerlere saldırmayacağına ve Trabzon
İmparatorluğu işlerine karışmayacağına ve yardım etmeyeceğine söz vermişti96.
Bundan sonra Osmanlı orduları Bayburd’a kadar gelir, Bulgar Dağı’nda ordu iki
kola ayrılarak bir koldan Mahmut Paşa, bir koldan Fatih şehre doğru hareket
etmişlerdir97.

Osmanlı donanması, bir ay önce Trabzon’a geldiği için kara ordusunun buraya
geleceği pek düşünülmemişti. Bu nedenle İmparator David orduyu görünce şaşırmış,
Uzun Hasan’dan yardımın gelemeyeceğini anlayınca başmabeynci Yorgi Amiruki
aracılığı ile Mahmut Paşa ile anlaşarak şehri ve kaleyi teslim etmeye karar
vermişti98. Böylece 15 Ağustos 1461’de Trabzon alınmış oldu99.
Fetih tarihi kadar fetih sonrası Trabzon’da yapılanlar da tartışmalıdır.
Bizans tarihçilerinden Laonicus Chalcocondyles ve ondan iktibas eden diğer
batılı tarihçiler fetihten sonra imparator ve çocuklarının, yanında bulunan
akrabalarının İstanbul’a gönderildiğini, Trabzon halkının da üç kısma ayrılarak,
bir bölümünün daha sonra askeri kadrolarda kullanılmak üzere bırakıldığını, bir
bölümünün İstanbul’a yerleştirildiğini ve diğer bir bölümünün de yeniçeri olmak
üzere alındığını belirtmişlerdir100.

Tursun Bey, fetih sonrası yapılanlar hakkında şöyle bilgi vermektedir: “……
ve kefere-i kal’anun oğlanların ve kızların beğlik idüp, baki malların ve
esbabların kendü ellerinde ibka idüp yerlerine mukarrer konuldı. Cizye-i şer’i
ve rüsum-ı örfi rıbkasını rakabelerine muhkem kıldı. Andan sonra bazı üsaray-ı
ve eskâl ü ahmâli merakib-i bahriye tahmil idüp, derya yüzünden gemiler meşhun
idüp İstanbul’a gönderildi”101. Bizzat sefere katılan bir tarihçi olması
hasebiyle Tursun Bey’in ve diğer Osmanlı tarihçilerinin belirttiği gibi fetihten
sonra imparator, ailesi ve ileri gelen kişiler İstanbul’a gönderilirken diğer
bir kısmının da malları kendilerinde kalmak suretiyle yerlerinde bırakılmasına
müsaade edilmiş olması kabul edilebilir102.

Fatih, Trabzon’u fethedince burayı sancak haline getirerek103 idaresini
donanma komutanlarından Kâzım Bey’e vermiştir104. Sancağın bir eyalete bağlı
kalmadan bağımsız mı idare edildiği105 yoksa Rum Vilayetine mi bağlandığı106
henüz kesin olarak açıklığa kavuşmamıştır.

Müstakil bir beylerbeylik haline gelmeden önce sırasıyla 1514’de
Erzincan-Bayburd Vilayeti’ne107 1517’de Anadolu Vilayeti’ne108, 1520’de yeni
kurulan Vilâyet-i Rum-u Hadis’e109, 1535’de Erzurum Beylerbeyliği’ne
bağlanmıştır110. 1580-1581’de Batum Sancağı ile birleşerek eyalet haline
gelmiştir111. 1581-1650 yılları arasında değişik arşiv belgelerinde “Trabzon
Beylerbeyliği”ne veya “Batum Beylerbeyi’ne ve Trabzon Beylerbeyi’ne” şeklinde
kayıtların yer alması bu beylerbeyliğin sadece Trabzon ismi ile anılmadığını
göstermektedir112.

Fetih’ten 16.yy. sonuna kadar büyük bir kısmı sürgün olmak üzere hem dışa
hem de içe dönük bir iskân siyaseti takip edilmiştir113. Dışarıya gayrimüslim
olmak üzere müslümanlar da gönderilirken dışarıdan da Trabzon’a çoğunluğu
müslüman olmak üzere gayrimüslim getirilip yerleştirilmiştir114. Böylece, fetih
öncesinde sınırlı sayıda olan Trabzon’un nüfusu115 16.yy’ın sonunda 6083
müslüman ve 4901 hristiyana yükselmiştir116.

Yavuz Sultan Selim’in sancakbeyliği zamanında Trabzon, Şah İsmail’in
propagandalarının hedefi olmuştu117. Bu konuda merkezden gönderilen fermanlarda
ciddi tedbirler alınması isteniyordu118. Bu dönemde Trabzon’daki idareciler bir
yandan da Gürcülerle uğraşıyor ve o bölgeye seferler yapıyorlardı119.

Trabzon, 16. yy’da kara ve denizyolu ticaretinde önemli bir konuma sahip
olmasının yanı sıra120 savaş malzemesi, iaşe ve asker sevkinde de önemli bir üs
olmuştur. Çaldıran Savaşı’na katılan ordunun mühimmat ve yiyecek ihtiyacı
Trabzon üzerinden sağlanmıştır. Nitekim, Trabzon, Safevi Devleti’ne karşı olan
seferde bir tedarikçi liman olarak görev görmüştür121. Erzak ve mühimmat
Trabzon’a kadar gemilerle, buradan deve ve katırlarla orduya sevk ediliyordu122.
Daha sonraki yıllarda seferler için alınan askeri yardımların yanı sıra123
1578-1590 yılları arasındaki Osmanlı-İran savaşları sırasında Trabzon,
askeri bir ikmal üssü rolü üstlenmiştir. Bu savaşlar boyunca gönderilen
yiyecek, insan, hayvan, silah ve cephane, Trabzon üzerinden sevk edildiği gibi
gerektiğinde buradan da savaş malzemesi gönderilmiştir124. 16.yy. boyunca
yapılan askeri harekatlar için zaman zaman Trabzon’dan çeşitli işlerde
çalıştırılmak için görevliler de istenmiştir125.

16.yy’dan itibaren Osmanlı Devleti’nin ekonomik durumu bozulmaya
başlamıştır. Bunda, batıdan doğuya giden maden hareketliliği etkili olmuştur126.
Osmanlı Devleti’nde birçok tüccar bu hareketlilik içerisinde paranın Osmanlı
üzerinden geçişinden kâr elde etmeye çalışmıştır. Devletin bütün çabalarına
rağmen bu olayın önüne geçilememiş ve değerli madenler üzerinden ticaret yapılır
olmuştu127. Paranın değeri düşünce 16.yy’ın sonu, 17.yy’ın başlarından itibaren
sikke tashihine başvurularak ekonomi düzeltilmeye çalışılmıştır.

16. ve 17.yy’da Trabzon’da veba önemli bir problem teşkil etmiştir. Bu
hastalığın birtakım sosyal ve ekonomik sonuçları olmuş, insanların günlük iş
aktiviteleri sekteye uğramıştır128. Özellikle 1565-66 yılları arasında veba
Trabzon’u olumsuz yönde etkilemiştir. Vebanın ekonomik ve sosyal sonuçları
enflasyon, açlık ve haydutluk gibi bütün faktörlerden bağımsızdır. Çünkü, veba
ortaya çıktığında bozulan ekonomi, vebanın ortadan kalkmasıyla tekrar normale
dönmüştür129.

Trabzon 17.yy. boyunca bütün Anadolu’yu etkisi altına alan Celâli
İsyanları’ndan130 büyük ölçüde zarar görmüştür. Bölgede ayaklanan Pazarbaşoğlu
Ali, Demircioğlu Ahmet, Nalbantoğlu Ali gibi sipahi zorbaları bölgenin harap
olmasına sebep olmuşlardır. Trabzon’un meşhur ailelerinden Murathanlılar dahi
bir ara isyan edip Trabzon Valiliğini ele geçirmeyi başarmışlarsa da, Vezir-i
Azam Kuyucu Murat Paşa tarafından imha edilmişlerdir (1608)131.

Öte taraftan yolsuzluk, hırsızlık vb. olaylar halkı iyice huzursuz etmiş,
merkezden bölgedeki yetkililere gönderilen emirlerde bu tür olayların önüne
geçilmesi istenmiştir132. Ayrıca sadece halk arasında değil, yöneticiler içinde
dahi halka zulmeden kişiler bulunuyordu133. Bu şekilde ortaya çıkan asayişsizlik
sebebiyle halk yerini yurdunu terk ederek başka şehirlere göç etmek zorunda
kalmıştır134.

17.yy’ın 2. yarısında bölge, Kazak akınlarına maruz kalmış. Bu nedenle
devlet Karadeniz kıyısındaki şehirlerin ve kalelerin korunmasına büyük önem
vermiştir135. 1625’de Kazak korsanları Trabzon kıyılarına büyük akınlar
yaptılar, şiddetli deniz savaşları sonunda Trabzon kıyıları oldukça hasar
gördü136. 1637’de Don Kazaklarının Azak’ı ele geçirmesinden sonra Kazak sorunu
17.yy’ın en önemli sorunlarından biri oldu ve kuzeyde Lehistan’a ve Rusya’ya
karşı savaşların temel sebebini oluşturdu137. Bu süreçte Trabzon’a büyük görev
düşmüş, Trabzon valileri Trabzon’u Kazak akınlarına karşı korumak ve Ruslar’ın
Karadeniz’e inmesinden sonra Kafkaslar’ı istila etmesini önlemek için
uğraşmışlardır. Buralara serasker olarak gönderilmişlerdir138. Valilerin bu tür
işlerle görevlendirilmeleri neticesinde şehir mütesellimlerle yönetilmiştir139.
Bu dönemde Canikli ve Hazinedaroğlu aileleri gibi sülaleler tarafından yönetilen
Trabzon’da, derebeylerin güçlenmeleri sebebiyle zaman zaman problemler
yaşanmıştır140. 18.yy’da bütün Anadolu’nun problemi olan ayanlık, Trabzon için
de söz konusudur. Nitekim yüzyılın ilk çeyreğinde İzmir gibi bir iki sancak
istisna olmak üzere özellikle küçük kasabalarda ayanlık mevcut iken, 1726’dan
sonra hemen hemen Anadolu’nun bütün sancakları için sorun haline gelmiştir141.
Vali ve ayanların müfrezeleri köyleri dolaşarak çeşitli bahanelerle köylüden
gıda veya para toplamaları 18.yy için yaygın bir işti142 ve devlet bu konuda
önlem almak için Anadolu’nun pek çok şehirlerine adaletnameler göndermek zorunda
kalıyordu143.

18.yüzyılın ikinci yarısında Rusya ile iki önemli savaş yapan Osmanlı
Devleti, 1768-1774 savaşı sonucunda Küçük Kaynarca Antlaşması’nı imzalamış ve bu
anlaşma ile Rusya Karadeniz ve Akdeniz’de kendi ticaret gemileriyle serbest
ticaret yapabilme hakkını elde etmiş ve Karadeniz uluslararası ticarete
açılmıştır144. 1787-1792 Osmanlı-Rus Savaşı, Karadeniz ticaretini durdurmuşsa
da145 Yaş Anlaşması’ndan sonra kısmen yeniden başlamıştır146.

1787-92 savaşı sırasında Trabzon savaş bölgesine yakınlığı dolayısıyla
önemli hale gelmişti. Daha savaş sinyallerinin alındığı günlerde, merkezden,
Trabzon’un savaş ihtimaline karşı hazır olması, kalelerini tamir ettirmesi
yönünde çeşitli fermanlar gönderilmiştir147. Savaşın başlaması ile de bu tür
fermanlar artırılmış ve Trabzon’a ve buradaki yöneticilere çeşitli görevler
verilmiştir148. 1788 yılında Trabzon valisi Battal Hüseyin Paşa149, Anadolu’nun
sol kol sürücülüğü görevi ile Anapa’ya tayin edilir150. Fakat onun Ruslarla
savaşması konusundaki isteksizliği151, savaşın gidişatı üzerinde etkili
olmuştur. Battal Paşa’nın bu türden davranışlarının da etkisiyle gereken başarı
elde edilmemiş ve durumunu tehlikede gördüğü anda düşmana teslim olmaktan da
çekinmemiştir152. Bu hadiseden sonra devlet gereken tedbirleri alma yoluna
gitmiştir. Ailesi gözaltında tutularak kaçmalarına engel olunmaya çalışıldığı
gibi mallarına da el konulmuştur153.

Bundan sonra Trabzon’dan savaş bölgesi için görevlendirilenler de Battal
Hüseyin Paşa’dan pek farklı davranmamışlardır154. Nihayet Ocak 1792 yılında
yapılan Yaş Anlaşması ile savaş sona ermiştir.

Bu savaşta, Trabzon, savaş bölgesine asker, para ve mühimmat naklinde üs
görevi yapmış, sadece buradaki malzeme ve askerlerin gönderilmesi yeterli
olmamış aynı zamanda İstanbul’dan gelen askeri malzemelerin Trabzon üzerinden
nakledilmesi söz konusu olmuştu155.

Tarihinin ilk dönemlerinden itibaren siyasi, sosyal, ekonomik ve askeri
açıdan önemli bir yere sahip olan Trabzon 19. yüzyılda da içinde bulunduğu tüm
olumsuzluklara rağmen bu önemini korumaya devam etmiştir.

Bu bölüme, kendi belirlediginiz konuyla ilgili bir yazı girin.

trabzonharitasi.jpg

atapark.jpg

boztepe_02.jpg

2-2.jpg

g_lbaharhatun4.jpg

eski_vilayet__n_.jpg

kavakmeydan_eski_garnizon.jpg

tabakhane_k_pr_s_1.jpg

trabzon_lisesi.jpg

atapark_33.jpg

cephanelik_ve_karakol_binas_.jpg

hamsik_y.jpg


draliosman@emirogullariailesi.com

Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın