|
TRABZON ve OSMANLILAR
Trabzon ve Osmanlılar Osmanlıların Trabzon'u ilk ele geçirme teşebbüsü babası Aleksius IV.'yu öldürerek tahtı eline geçiren Kalo loannes (1429-1458) zamanında olmuştur. Osmanlı tahtındaki II.Murat donanmayı Trabzon uzerine göturerek şehri ele geçirmeye çalışır. Karadeniz'e çıkan Osmanlı donanması Trabzon önlerine gelmiş karaya asker çıkartarak şehri kuşatmış fakat alamamıştı. Şehrin civarını yağmalayıp esirler aldıktan sonra buradan ayrılan donanma daha sonra Kırım sahillerine yönelmiş fakat çıkan bir fırtına nedeniyle perişan bir vaziyette geri dönmüştü.
Trabzon'un II. Murad döneminde yıllık 3000 altın vererek Osmanlı tahtına bağlanmış olduğunu biliyoruz. Yerine geçen oğlu II.Mehmet, İstanbul'un fethinden sonra Bizans ileri gelenlerinden bir kısmının Trabzon'a sığınması ve Trabzon Krallarının kendilerini Bizans'ın tek varisi görmeleri. üzerine Trabzon meselesini uygun bir zamanda çözmeyi kafasına koymuştu. Bu sırada Safevi Şeyhi Cüneyt, Suriye'den kaçmak zorunda kalınca Kelkit suyu havzasına gelerek Canik dağlarındaki Türkmenler arasında büyük bir propağanda faaliyetine başlamış, destekçisi Niksar emiri Taceddinoğlu Mehmet Bey ile çevresine topladığı 4-5 bin kadar kuvvetle 1456 yılındaTrabzon üzerine yürümüştü. Amacı Trabzon şehri ve etrafındaki bazı kasaba ve köylerden müteşekkil ve iç karışıklık yaşayan Komnenos Rum Krallığını başkenti Trabzon'u ele geçirip kendi devletini kurmaktı. Kalo Loannes Şeyh Cüneyt'i Akçabaat'ın batısındaki Akçakale de karşılamıştı. Kendisi donanma ile sahilden ilerlerken, kara ordusuna da Mesohaldıa prensi Pansebastos Alexandder komuta ediyordu. Meliares'e yerleşen Şeyh Cüneyt kuvvetleri Kapanion boğazında Trabzonun kara ordusuna saldırır. Donanma yardım için denizden asker çıkartmaya teşebbüs ettiği bir sırada çıkan fırtına nedeniyle sahilden uzaklaşmak zorunda kalır. Bu durumda cesaret alan Şeyh Cüneyt kuvvetleri taarruza geçerek Pansebastos'u oğulları ile birlikte öldürmüş ve çok sayıda esir alarak Trabzon kuvvetlerini dağıtmıştı. Bu zaferden sonra şehrin surlarına kadar ilerleyen Şeyh Cüneyt esirler arasında bulunan sarayın İmrahor ve başarabacısı Mavrokostas'ı surlar önünde astırmıştı..
Şeyhin Trabzon'a yürümesi Trabzon için tam bir felaket olmuş şehirde çıkan bir yanğın nedeniyle halkın çoğu şehri terk ederek kaçmıştı. Şehirde imparatorla birlikte sayıları elli kadar olan muhafızlar vardı. Şeyh bu durumdaki şehri üç gün süren saldırılarına rağmen alamamış sağlam kale duvarlarını aşamamıştı. Şeyhin Trabzon üzerine yürüdüğü sırada Fatih Sivas ve hudut beylerbeyi olan Hızır Bey'e emir vererek Trabzon üzerine gitmesini emretmişti. Hızır Bey'in üzerine geldiğini anlayan Şeyh Cüneyt derhal kuşatmayı kaldrmış ve Torul'a çekilmiş, birkaç defa saldırdığı Torul Kalesi'ni ele geçiremeyince Kelkit bölgesinden Uzun Hasan'a gitmişti. Bu olaydan sonra Trabzon kralı ile 2000 altın vergi ödenmesi ve anlaşmanın Fatih'e onaylatılıp verginin ödenmesi durumunda serbest bırakmak üzere rehineler alınması şartı ile anlaşma imzalayan Hızır Bey geri dönmüştü. Trabzon kralı Kalo Loannes bir yandan kardeşi David'i Fatih'e gönderip an1aşmanın şartlarını yerine getirmeye çalışırken diğer yandan da Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'a elçiler gönderip onun desteğini istemişti. Varılan anlaşma gereğince kızı Thedorayı Uzun Hasan'a vermeyi kabul eden Kalo bannes, Gürcü Kralı ve Karamanoğlu ile de temasa geçmiş Fatih'e karşı bir ittifak oluşturmaya çalışıyordu. Fakat bunları gercekleştirmeye fırsat bulamadan 1458'de öldu. oğlunun yaşı çok küçük olduğu için yerine kardeşi David (1458-1461) geçti.
Kardeşinin izinden yürüyen David kızkardeşini Uzun Hasan'la evlendirmiş Papa'ya elçi göndererek yeni bir haçlı seferi düzenlenmesini istemişti. Bunun üzerine Papanın bir elçisi, Trabzon, Gürcistan, Konya ve Diyarbakır'ın batı ile ittifakını tesis etmeye çalışmıştı. Balkanlar ve Mora'daki durumu kontrol altına alan Fatih Anadolu'daki bu fitneyi temizlemek için harekete geçmiş ve 1461 yılında Sinop, Koyulhisar ve Trabzon'u fethedeceği sefere çıkmıştı. Gelibolu sancak beyi Kasım Bey'in komutasındaki Osmanlı donanmasının da katıldığı bu sefer esnasında önce Sinop üzerine yürümüş, burası alındıktan sonra doğuya yönelmişti. Doğuya doğru gidilirken seferin asıl hedefinin neresi olduğu ordudakiler tarafından bilinmiyordu. Fatih'in doğuya doğru ilerlediğini duyan Uzun Hasan da ordusunu toplamış ve Koyulhisar civarında Osmanlı ve Akkoyunlu öncüleri çatışmıştı. Koyulhisar'ın alınmasından sonra Erzincan yakınlarındaki Yassıçimen yaylasına gelindiği zaman Uzun Hasan Annasi Sara Hatun'u bir elçi heyeti ile Fatih'in ordugahına yollamış ve yapılan anlaşma gereği Fatih kuzeye Trabzon üzerine yönelirken Uzun Hasan da ordusu ile Gürcistan üzerine yönelmişti. Uzun Hasan'ın annesini yanında alıkoyan Fatih, Bayburtun batısından geçerek Doğu Karadeniz dağlarına çıkmıştı. Karla kaplı olan sarp dağları aşmak için ordunun ağırlıklarını geride bırakan Fatih ordusunu iki kola ayırarak Vezir-i azam Malhmut Paşa komutasındaki bir kolu Trabzon'u batı yanından kuşatmak üzere önden yollamış kendisi de kazmacı ve baltacıların güçlükle açtığı yollardan, bazan atından inip elleriyle tutunup tırmanarak ilerlemiş ve şehrin doğu tarafından Trabzon'a ulaşmıştı. Bu zor yolculuk esnasında Uzun Hasan'ın annesi Sara Hatun Fatih'i Trabzon'u almaktan vaz geçirmeye çalışmışsa da bunda muvaffak olamamıştı. Fatih Trabzon'a geldiği zaman donanma da Trabzon önlerine gelmiş 28 gündür şehri kuşatma altına almıştı. Trabzon Kralı David Fatih'in önünün Uzun Hasan tarafından kesileceğine inandığı için karaya asker çıkartıp şehree saldıran donanmaya karşı direniyordu. Fakat Fatih'in birdenbire Trabzon'a gelmesi üerine şaşkınlığa düşmüştü. İlk önce direnmek istemişse de başka çaresi kalmadığını anlayarak teslim olmayı kabul eder. Böylece Trabzon 15 Agustos 1461 tarihinde Fatih tarafından fethedilir.
Şehrin Fetih tarihi ile ilgili bir anlaşmazlık söz konusudur. Bazı araştırmacılar Trabzon'un Fatih tarafından 26 Ekim 1461'de fethedildiğini ileri sürerler. Nitekim Trabzon Belediyesi de bu tarihi kabul edip fetih şenliklerini bu tarihte yapmaktadır. Bunun en önemli nedenlerinden biri Fatih'in bu seferini anlatan Osmanlı kaynaklarının fethin tarihini bildirmemesidir. Hatta bunlar seferin yapıldığı yıl konusunda bile hemfikir değillerdir. Şehri teslim eden David Komnenos ailesi ile birlikte şehirden çıkarak padişahın otağına gelir ve Fatih tarafından iyi karşılanır. Aile efradını ve değerli eşyalarını yanına almasına müsaade edilerek verilen Serez Sancağına gitmek üzere gemilere bindirilerek İstanbul'a gönderilir. Daha sonra şehri gezen Fatih, Kral ve ailesi ile birlikte, krala bağlı beylerin ve şehrin nüfuzlu ailelerinin de taşınabilir eşyalarını yanlarına alarak gemilere bindirilmesini ve İstanbul'a gönderilmelerini emreder. Trabzon'da birkaç gün kalan Fatih, Gelibolu Sancak Beyi Kazım Bey'i Trabzon valiliğine atamış, şehrin içindeki ahaliden 1500 kadarını gemilerle İstanbul'a göndererek Fener ve Balat civarında yerleştirmişti. Böylece boşaltılan şehre Niksar, Sonusa, Ladik, Amasya, Bafra, Osmancık, İskilip, Çorum, Gümüş, Merzifon, Tokat, Samsun, Turhal, Zile, Gölcanik, Satılmışcanik, Kağala ve Vezirköprüden toplam 258 Türk ailesi gönderilmiş ve şehrin içi tamamen müslümanlardan oluşan nüfusla iskan edilmişti. Bu ailelerden bir kısmı bizzat Fatih'in emri ile ve Trabzon'u şenlendirmek arnacıyla bulundukları yerlerin kadılarına yazılan emirle Trabzon'a sürgün edilmiş bazıları da kendi istekleri ile gelerek şehre yerleşmişlerdir. Fethin tanığı olan Tursun Bey, Fatih'in tarihini yazdığı "Tarih-i Ebül-Feth" adlı eserinde Trabzon'un fethini ve fetihten sonra yapılan işleri anlatmaktadır.
Fatih'in Trabzon'dan ayrılmasından sonra şehre yönetici olarak bıraktığı Kasım Bey şehir ve civarındaki toprakları tahrir ettirip Osmanlı timar sistemine göre organize etmişti. Bu tarihlere ait kayıtlardan elde ettiğimiz bilgilere göre Kasım Bey de Trabzon bölgesinden Rumeli'ne bazı sürgünler yapmıştı.
Trabzon sancağına ait eldeki en eski Tapu Tahrir defteri olan ve Başbakanlık Osmanlı Arşivinde Maliyeden Müdevver 828 numarada kayıtlı 1486 tarihli defterde yer alan bilgileri değerlendirdiğimiz zaman, Trabzon'un fethini müteakip ilk yirmi beş sene içinde Trabzon'dan dışarıya, özellike İstanbul ve Rumeli taraflarına Fatih ve Kasım Bey'den başka Vilayet-i Rum'u tahrirle görevlendirilmiş bulunan Umur Bey'in de sürgünler yaptığını ve bu dönem içinde toplam altı büyük sürgün yapıldığını söyleyebiliriz. Fatih'in Trahzon'un fethini müteakip şehre yerleştirdiği Türk ailelerden başka Balkanlardan çok sayıda Arnavut, Boşnak aile Trabzon bölgesine gönderilip yerleştirilmişti Bunlardan bazlarına ve Kosova, Üsküp, Kalkandelen, Morno, Belğrad, Manastır, Niğbolu, Sofya, Filibe, Avlonya gibi Balkan şehirlerinden gönderilen Rumeli sipahilerine Trabzon'a bağlı yerlerden timarlar verilmiştir.
Fatih'in Trahzon üzerine yürüdüğü seferde Harşit Vadisi'nin iki yakasındaki toprakları elinde tutan ve merkezi Kurtun olan Çepni Beyliği de Osmanlı topraklarına ilhak edilmişti. Beylik toprakları Çepni Nahiyesi ve Vilayet-i Çepni olarak Trabzon Sancağına bağlanırken Çepni beğleri ile Çepni beğliğinin hizinetinde bulunan beğlere birçok imtiyazlar tanınmış bazılarına da timar verilmişti.Trabzon'un batı yanındaki dağlarda yaşayan Çepnilerin bir kısmı 15.yy sonlarından itibaren doğuya kaydırılarak bu bölgelerin de Türkleştirilmesi temin edilmişti.
Trabzon'un doğusunda kalan topraklarda Balkanlardan gönderilenler ve Trabzon'un batısından sevkedilen Çepnilerden başka Yavuz Sultan Selim'in Trabzon valiliği esnasında Doğu Anadolu bölgesinden Safevi katliamından kaçarak Trabzon'a sığınmış çok sayıda Akkoyunlu ve Akkoyunlulara tabii sunni gruplar iskan edilmişti. Akçaabat, Maçka, Torul, Yomra, Sürmene, Of, Rize, Pazar (Atine), Laz nahiyelerinden ve Trabzon, Rize, Of, Görele, Tirebolu, Giresun kalelerinden müteşekkil olan Trabzon Sancağına bağlı topraklar bir müddet eyalet teşkilatınna bağlanmamış ve Kasım Bey'den sonra Sinop Hakimi Hızır Bey, Hayrettin Paşa, Zagnos Paşa, Ali Bey ve Mehmet Paşa vali olarak atanarak müstakil sancak olarak yönetilmiştir.
Fatih'in seferi esnasında bölgede fethedilemeyen Akçaabat yakınlarındaki Akçakale, Torul gibi yerlerin fethi tamamlandıktan ve Uzun Hasan'ın kayınbiraderi olan Trabzon'un eski Kralı David'le temasa geçerek Trabzon bölgesinde çıkardığı kargaşalıklar ve Uzun Hasan meselesi halledildikten sonra bölge II.Bayezıd'in vali olarak bulundugu Amasya'ya (Vilayet-i Rum'a) bağlanmış ve bir şehzade sancağı olarak organize edilip II.Bayezıd'in büyük oğlu Şehzade Abdullah tahminen 1470'de buraya sancakbeyi olarak atanmıştı. 1483 yılında Saruhan valisi iken ölen Şehzade Abdullah'tan sonra Tacettin Sinan Bey'in vali olduğu Trabzon 1487'de şehzade Selim'e verildi. Annesi Abdüssamed kızı Gülbahar Hatunla Trabzon'a gönderilen Yavuz Sultan Selim Trabzon'da ölen annesi için Hatuniye Camii'ni yaptırmış (515) ve vakıflar tesis etmiştir.
Yavuz Sultan Selim'in oğlu Kanuni Sultan Süleyman 1494'de Trabzonda doğmuş, 1503'de iki kızı Trabzon'da ölmüş ve burada defnedilmiştir. 1510'a kadar 23 yıl Trabzon'da valilik yapan Yavuz Sultan Selim, bu sürede Pazar ve Arhavi bölgelerine saldırılarda bulunup yağma yapan Abhaz, Gürcü ve Ermenilere karşı seferler yapmış, doğu sınırının ve bu bölgedeki mamur köylerin yağmacılara karşı muhafazasını martalosluk görevi ile Lazlara vermişti.
Yavuz'un Trabzon'dan ayrılmasından sonra valiliğe Yavuz'un Trabzon'da kaldığı dönemde Trabzon'un Miralay'ı olan İskender Paşa atanmıştı. Yavuz'un Çaldıran Savası'nda ordunun ikmalinin sağlandığı bir üs görevini yapan Trabzon, bu seferlerde Bayburt'u fethederek yararlılıklar gösteren ve Erzincan Beylerbeyi olarak Doğu seraskerliğine atanan Bıyıklı Mehmet Paşa'ya verilmişti. Daha sonra Kastamonu Sancak Beyi Mustafa oğlu İskender Paşaya verilen Trabzon sancağı, Kanuni Sultan Süleyman'ın saltanatı esnasında Batum ile birleştirilerek yeni bir eyalet haline getirildi.
Trabzon'a atanan valiler 18 ve 19.yy'da daha çok Karadeniz sahillerine inen Ruslarla yapılan savaşlarda hudut kaleleri muhafızlığı ve seraskerlik görevi yapmışlardı. Bu görev sırasında çevre vilayetler de kendilerine bağlandığı için nüfuz ve gücü artan Trabzon valileri görevde bulundukları sırada bölgedeki ayan ve derebeylerden de yardım istemiş, bunların da nüfuzunun artarak birçoğunun hanedan haline gelmesine yol açılmıştı.
1809'da Ruslar Trabzon'u bir baskınla ele geçirmeye teşebbüs etmiş, fakat çıkan fırtına nedeni ile karaya çıkamayınca, Akçabat'ın batısında Sargana burnunda karaya çıkmışlardı. Bölgede bulunan kuvvetlerin ve çevreden toplanan köylülerin yardımı ile geri püskürtülen Rusların Trabzon'u ele geçirme hayalleri yüzyılı aşkın bir sure daha devam etmiş ve Birinci Dünya Savaşı'nda Doğu Anadolu'dan ilerleyen Rus kuvvetlerinin bir koluda Karadeniz'deki Rus Donanması'nın desteğinde Doğu Karadeniz sahillerinden Trabzon'a doğru ilerlemişti.
29 Ekim 1914'de Osmanlı Donanması'nın Karadenizin kuzey sahillerindeki Rus limanlarını bombalamasından sonra, 1 Kasımda Rus ordusu Doğu Anadolu'ya girmiş ve Osmanlı Rus savaşlarının sonuncusu başlamıştı. Trabzon'u Doğu Anadolu'daki 3. ordunun ikmal üssü olarak kullanmayı planlayan Osmanlı erkanı, donanmanın Karadeniz'deki üstunluğünü Rus donanmasına kaptırdıktan sonra Trabzon, Rus donanmasının saldırılarına açık ve Doğu Anadolu'daki ordumuz ise ikmal yolundan mahrum kalmıştı. 22 Aralık 1914'te başlayan Sarıkamış harekatındaki bozgundan sonra, derme çatma kuvvetlerden oluşan sahil müfrtezemize yüklenen Ruslar 27 Mart 1915'te Artvin'e girmiş ve sahildeki kuvvetlerimizi donanmalarının da desteği ile Kemal Paşa'dan Hopa'ya oradan da Arhavi'ye doğru sürmeye başlamışlardı. Rusların Avrupa cephelerinde uğradığı bozgun nedeni ile Arhavi deresi boyunca yaklaşık bir yıl durdurulan Rus ilerleyişi 5 Subat 1916'da tekrar başlamış ve 19 Subat'ta Pazar'ın doğusundaki Furtuna Deresi boyunca tekrar durdurulabilmişti. 4 Mart'ta Pazar'a çıkartma yapan Ruslar donanmalarını ağır bombardımanı ile hallaç pamuğu gibi attıkları Furtuna Deresindeki savunma hattını yarmış ve 8 Mart'ta Rize'ye girmişlerdi. Çevre köy ve kazalardan gelen gönüllülerle Of'un doğusunda Baltacı Deresi boyunca durdurulmaya çalışan Ruslar, 28 Martta buradaki savunma hattını yararak Of'a girmiş ve 2 Nisan'da Karadere önlerine ulaşmıştı. 7 Nisan'da Rize'ye ve 8 Nisan sabahı Sürmene'ye çıkardıkları 2 tugaydan oluşan 10.000 kişilik takviye kuvvetleri ile Karadere'deki Türk savunma hatlarına yüklenen Ruslar, 13 Nisan'da Karadere'yi geçmiş ve 18 Nisan 1916'da Trabzon'u işgal etmişlerdi. Ruslar Karadeniz sahillerinde ilerlerken bölgedeki Türkler de Rus işgali altında yaşamamak için büyük bir göç başlatmışlar, perişan bir halde batıya doğru ilerleyen muhacır kafileleri Rusların hızlı ilerleyişi karşısında geri çekilmek zorunda kalan asker müfrezeleri ile karışmıştı. Bayburt bölgesindeki kuvvetlerimiz tarafından Trabzon'u geri almak üzere bir karşı tarruz planlanmış, taarruzun ilk ayağı olan Sürmene'nin güneyindeki Madur ve Polut zirvelerinin ele geçirilmesini Çanakkale'den 3.Ordu'yu takviye için bölgeye gönderilen birlikler tarafından başarı ile gerçekleştirilmişti. 22 Haziran 1916 gecesi başlayan taarruzla Ruslara öneinli bir darbe vurulmuş fakat Rusların tüm cephede başlattıkları genel taarruz ve Bayburt'un güneyinden cephenin yarılması nedeni ile Trabzon üzerine gidilememişti. Sahilden ilerleyerek 21 Nisan'da Akçaabat'a, 21 Temmuz'da Vakfıkebir'e, 2 Agustos'ta da Göreleye giren Ruslar 21 Ekim'de Harşit çayına ulaşmışlardı. Uzatan savaş nedeni ile Rusya'da karışıklıklar çıkmış ve 9 Mart 1917'de ihtilal olmuş, yeni kurulan Kerenskiy hükümetinden sonra Bolşevikler 7 Kasım 1917'de iktidarı ele geçirmişti. Yeni hükümetin 17 Aralık 1917'de Almanlarla imzaladığı Brest Litovsk anlaşmasından sonra 18 Aralıkta Erzincan'da Ruslarla bir mütareke yapılmıştı. Cephe gerisindeki Ermeni kuvvetlerinin katliamlara girişmesi üzerine 12 Şubat 1918'de harekete geçen Türk kuvvetleri sahilden süratle ilerlemiş ve 24 Şubat'ta Trabzon'u boşaltmaya hazırlanan Rusların elinden şehri almıştı.
|
|
|
|
|
|
|
1810 YILINDA RUSLARIN TRABZON’U İŞGAL GİRİŞİMİ VE SARGANA BURNU ÇIKARTMASI
MEHMET BİLGİN
Rusların 1810 yılında Trabzon’u ele geçirme girişimini ele alırken öncelikle o yıllarda Avrupa da ki siyasi gelişmeler karşısında Osmanlının durumuna ve Osmanlı-Rus ilişkilerine bir göz atmak gerekir. Bu çalışmamızda bunu yaparken Başbakanlık Osmanlı Arşivlerinde bulunan, döneme ait belgelerden hareketle o yıllarda Trabzon vilayetinin durumunu da açıklamaya çalışacağız.
1774 de imzalanan Kaynarca Antlaşması sonrasında Osmanlılar Kırım üzerindeki hakimiyetlerinden vazgeçmek zorunda kalmışlardı. Bu anlaşma ile Osmanlı hakimiyetinden çıkarak bağımsız olan Kırım, fiili olarak Rus işgali altındaydı ve 1783 de Ruslar tarafından ilhak edildiğinde buradaki Türk varlığının yarıya yakını imha edilmişti(1). III. Selim’in tahta geçtiği 1789 yılı ise Avrupa’da siyasi ve hukuki değişikliklere yol açan Fransız İhtilalinin yapıldığı yıl idi. İhtilal, Avrupa’da huzuru kaçırdığı gibi birçok devletin varlığını da tehlikeye sokmuştu. İhtilalle ortaya çıkan bu durum Osmanlı İmparatorluğunu bir müddet büyük toprak kayıplarından ve yıkımdan kurtarmış, Avrupa devletleri arasındaki rekabetten faydalanarak ömrünü uzatma fırsatı vermişti.(2)
Kaynarca antlaşması ile Karadeniz’e inen Ruslar burada bir donanma inşa etmeye başladılar.1792 de imzalanan Yaş antlaşması ile Karadeniz sahillerindeki Özü , Hocapaşa (Odesa)ve Kılburun kalelerini de alınca öteden beri sahip oldukları Akdeniz’e çıkma emeli ile Karadeniz’deki donanmalarını 1797 sonlarından itibaren savaşa hazırladılar. Osmanlı ile bir anlaşma zemini arayarak donanmalarını boğazlardan geçirip Akdeniz’e indirmeğe çalışıyorlardı. Fakat geçmişteki Türk-Rus Savaşlarının izleri henüz silinmemişti. Bir yandan Rus tekliflerini dinleyen Osmanlı yöneticileri diğer yandan da boğazdaki kaleleri tahkim ederek olası bir Rus baskınına karşı tedbirli olmaya çalışıyordu.
2 Temmuz 1798 de Napolyon’un Fransız ordusu başında Mısır’a saldırması ile Türk-Rus ilişkileri yeni bir safhaya girdi.28 Temmuz’da İstanbul’da Türk-Rus görüşmeleri başladığında Rus donanması Boğaz girişine gelmişti. Görüşmeler devam ederken 31 Ağustos 1798 de verilen özel bir izinle Rus donanması boğazlardan girerek 5 Eylül 1798 de Büyükdere önlerinde demirledi. İstanbul’daki müzakerelere göre Rus donanması İngiliz ve Osmanlı Savaş gemileri ile birlikte hareket edecekti.19 Eylül 1798 de Osmanlı donanması ile birlikte Rus donanması da Çanakkale’den geçip, Ege’ye inerken bu görüşmeler hala devam ediyordu.
23 Aralık 1798 de Rusya ile 14 maddelik bir ittifak anlaşması imzalanmıştı, sekiz yıl sürmesi düşüncesi ile imzalanan bu anlaşma İngilizlerin Malta adasını Rusya’ya vermeyi reddetmesi üzerine bir yıl sonra suya düştü. Çar I.Pavel’in Fransızlarla yakın ilişkiler kurmaya başlaması ile Akdeniz’deki Rus filosu 1800 yılı Eylül ayı sonunda tekrar Karadeniz’e döndü. Fransa’nın, işgal ettiği Mısır’dan Osmanlı-Rus-İngiliz ittifakı ile atılmasından sonra yeni bir dönem açılmıştı.
Osmanlı tahtında oturan III. Selim (1789 - 1807 ) çürüyen imparatorluğun yapısını yenilemek için bir reform yapma ihtiyacı hissediyor ve bu amaçla batıya açılma siyaseti izliyordu. İstanbul’daki Fransız elçisinin düşüncesine büyük önem veren III. Selim İngiliz-Rus ittifakının yarattığı tehdide karşılık dayanacak güç olarak Napolyon’un güçlü Fransa’sını görüyordu. Bu durumun farkında olan Napolyon Mısır seferinden sonra Osmanlı padişahına özel mektuplar göndererek O’nun uygulamaya çalıştığı reformcu tedbirlerden övgü ile söz edip dostluğunu kazanmaya çalışıyordu. Bu politika kısa sürede meyvelerini vermiş ve 0smanlı yönetimi ile Fransa’nın arası düzelmeye başlamıştı.
Rusya’da ise Çar I. Pavel’in 23 Mart 1801 de öldürülmesi üzerine yerine I.Aleksandre geçmişti. Yeni Çar da Rusya’nın yayılmacı politikasını sürdürdü ve 1801 de Güney Kafkasya’ya yöneldi(3). Petrousk kenti ve çevresini ele geçirerek, Kahetya Krallığını (4) kendine bağlamış olan Kartli Krallığını(5) koruması altına aldı. Son Kartli Kralı 1802 de ölürken vasiyeti ile birlikte Krallığını da Rusya’ya bırakmıştı. Rusya, 1803 de Mingrelya’yı(6),1804 de İmeretya’yı(7) ve Gurya’yı(8)1806 da Osetya’yı(9) ve 1810 da Abhazya’yı(10) kendine bağlarken İran ile savaşa girerek 1804-1805 yıllarında Bakü ve Nahçivan ve Erivan Hanlıklarını da ilhak etmişti.
Napolyon’un Fransa’ya dönmesi ve 9 Kasım 1779 da bir darbe ile yönetime el koymasından sonra Fransa Avrupa’nın en büyük askeri gücü haline gelmişti . İngiltere bu güce karşı Avusturya,Rusya ve İsveç ile ittifak oluşturmuştu. III. Selim de 1802 yılında Fransa ile barış anlaşması imzalamıştı. Fransa bu anlaşma ile eski imtiyazlarını fazlasıyla elde ederken İngiltere ve Rusya, Fransız etkisinin Osmanlı topraklarının her bölgesinde yayılmaya başlamasından tedirginlik duyuyorlardı.
İstanbul bir yandan İngiltere’nin, bir yandan da Fransa’nın baskısı altında iken Ruslar da 1798 de imzalanan ittifak anlaşmasının yenilenmesini istiyorlardı. Osmanlı yönetimi bu konuda hiç istekli olmamasına rağmen 28 Eylül 1805 tarihinde 9 yıl süreli bir anlaşma imzaladı. Bu ittifak bir yıl kadar sürdü .İstanbul’daki Fransız elçisinin telkinleri ile Eflak ve Boğdan Voyvodaları azledildi ve Ruslara tanınan boğazlardan geçiş hakkı kaldırıldı. Savaş gemilerinin boğazdan geçmesine izin verilmemesi üzerine Ruslarla yapılan bu anlaşma feshedildi. Ruslar, Napolyon’un da teşviki ile Yaş antlaşmasını ihlal ettiği için Türkiye’ye savaş açtılar. Boğazları ele geçirmek için harekete geçen Karadeniz filosunun bunu gerçekleştirmek için yeterli kuvvete sahip olmadığını görerek daha sonra bundan vazgeçtiler.
Kasım1806 da Sivastopol’daki deniz üssünden Anadolu sahillerine iki müfreze gönderdiler. Birinci müfreze Trabzon önlerine gelerek buradaki iki gemiyi batırıp sahildeki bataryaları topa tutarak geri döndü. Bu, Rusların Trabzon’u ilk bombardımanı idi. Diğer müfreze Varna’dan boğaz önlerine kadar batı Karadeniz sahillerini dolaşarak Sivastopol’a dönmüştü. Ruslar aynı yılın Şubat ayında Sinop’ta yeni inşa edilen bir savaş gemisini imha etmek için dört gemiden oluşan bir filo daha göndermiş fakat bu görev başarılamamıştı(11).
1806 da Anapa kalesini muhasara etmek için Sivastopol’dan hareket eden 6 savaş gemisi, 6 fırkateyn ve 8 ufak gemiden oluşan Amiral Postuskin kumandasındaki Rus filosu 26 Nisan’da kale önüne geldi. Şehri ve kaleyi bombaladı. Karaya asker çıkartarak kaleyi ele geçirip , tahrip ettikten sonra tekrar Sivastopol’a döndü. Anapa’nın düşmesi esnasında birçok savaş levazımatı ile 81 top ele geçiren Rusların 7 ölü 11 yaralıları vardı. Türk tarafının zaiyyatı ise 100 kadardı(12)
Aynı yıl, Haziran sonunda Konter Amiral Postiskin kumandasındaki 4 hat gemisi 5 fırkateyn ve 22 ufak gemiden oluşan bir Rus Filosu 3000 asker yükleyerek Sivastopol’dan yola çıkmıştı. Filo Trabzon’a yaklaşarak şehri bombardımana tuttu. Havaların bozuk olması karaya asker çıkartmayı imkansız kıldığından gemilerde bir süre sonra su ve yiyecek sıkıntısı baş gösterdi. Bu durum karşısında Rus filosu geri dönmek zorunda kaldı(13).Bu da, Rusların Trabzon’u ikinci bombardımanı ve ilk ele geçirme girişimleriydi.
İstanbul’daki Fransız elçisinin telkini ile Eflak ve Boğdan Voyvodalarını görevden alınmasını İngiltere ve Rusya protesto edince Osmanlı devleti aldığı kararlardan geri dönmek zorunda kalmıştı. Fakat Rusya savaş ilanına bile gerek görmeden harekete geçti ve 16 Ekim 1806 da Orduları Dinyeper’i aşarak Eflak ve Boğdan’ı işgal etti. Kara ve deniz muharebelerinde Rusya’nın tarafını tutan İngiltere ise 22 Aralık 1806 da Osmanlı devleti ile savaşa girmişti. Çanakkale boğazından hiçbir müdahaleyle karşılaşmaksızın geçen İngiliz donanması 17 Şubat 1807 de İstanbul önüne gelerek şehri tehdit etmeye başladı. Kısa süren bir şaşkınlıktan sonra şehirde savunma önlemleri alındı. Tehditlerin sökmeyeceğini anlayan İngiliz donanması 1 Mart 1807 günü İstanbul önlerinden çekilmek zorunda kalmış,ancak bu defa Çanakkale Boğazından, istihkamların top ateşi altında ağır hasara uğrayarak geçebilmişti.
Bu sıralarda İstanbul’da Padişah III.Selim’in uygulamaya çalıştığı ıslahatçı politikaların bir uzantısı olarak Nizam-ı Cedit ocağını kurması İmparatorluğun geleneksel yapısı içindeki birçok gücü ürkütmüştü. Bu güçlerin kışkırtması ile Nizam-ı Cedit üniforması giydirilmek istenen ve boğazları savunmak üzere kurulan kalelerde bulunan “Boğaz Yamakları” ya da “Laz Yamakları” denilen muhafızlar ayaklanarak Kabakçı Mustafa önderliğinde İstanbul’a yürümüşler ve Selim’i tahtan indirerek yerine şehzade Mustafa’yı tahta çıkarmışlardı. IV. Mustafa’nın (1807-1808) kendisine saltanat bağışlayanların dümen suyuna gitmekten başka çaresi yoktu.
14 Haziran 1807 de Frieland’da Napolyon’a yenilen(14) Rus Çarı I.Aleksandre Tilsit’deki barış görüşmelerinde masaya Osmanlı İmparatorluğunun bölünmesini de koymuştu. III. Selim’in tahtan indirilmesi Napolyon’a istediği bahaneyi vermiş (15)ve İngiltere’ye karşı Rusya’nın dostluğunu kazanmak için Türklerle olan dostluğu bir kenara iterek 7 Temmuz 1807 de Ruslarla anlaşmaya varmıştı. 9 Temmuz’da taraflarca onaylanan Tilsit anlaşmasına(16) rağmen, dağılacak olan Osmanlı imparatorluğunun en güzel yerlerinin Akdeniz ‘e hakim olan İngilizler tarafından ele geçirilme olasılığı Napolyon’u endişelendiriyordu. III. Selimin yerine geçen IV Mustafa da Napolyon’a baş vurmuş ve Fransa aracılığıyla Ruslarla bir ateşkes anlaşması imzalanmasını istemişti. Fransa’nın baskısı ile 23 Ağustos1807 tarihinde Slobozia’da bir ateşkes anlaşması imzalayan Rus Çarı, Napolyon ile Osmanlı İmparatorluğunun paylaşımı konusunda anlaşıncaya kadar bu ateşkesi bozmadı. Bu tarihten sonra başlayan barış görüşmeleri 1809 yılına kadar devam etti. Bu süre zarfında Rus donanması sürekli Karadeniz’de dolaşıyor, Karadeniz’deki limanlar istihkamlarla takviye edilerek savaşa hazır bekliyorlardı(17)
Bir yıl sonra,12 Ekim 1808 de Napolyon ve Rus Çarı Erfurt’ta buluşarak bazı konularda anlaşma sağlamıştı. Bu anlaşma, Osmanlı-Fransız ve İngiliz-Rus ittifakının bozulmasına neden olmuş, Rusya’ya karşı müttefik arayan Osmanlı ile İngilizler arasında bir yakınlaşma doğmasına yol açmıştı ve 5 Ocak 1809 da Çanakkale’de bir anlaşma imzalanmıştı.
18 yaşında iken Rus savaşlarında bayrak taşıdığı için Alemdar namıyla anılan Mustafa Paşa III. Selim’e yaptığı ıslahatlardan dolayı hayrandı.Bu hayranlık nedeniyle Selim’in tahtan indirilmesine içerlemiş ve Balkanlardaki kuvvetleri ile İstanbul üzerine yürümeye, Selimi tekrar tahta çıkartmaya karar vermişti. Edirne’den hareket ettiği sırada adamları İstanbul’a girmiş ve Kabakçı Mustafa’yı öldürmüşlerdi. Alemdar İstanbul’a gelince tahtan indirileceğini anlayan Sultan Mustafa tahta varis olabilecek III.Selim ve Şehzade Mahmut’un öldürülmelerini emretmişti. Alemdar yetişene kadar cellatlar Selim’i öldürür fakat dama çıkarak cellatların elinden kaçmaya çalışan II. Mahmut (1808-1839) kurtarılır ve Mustafa’nın yerine tahta çıkartılır.
İstanbul’da patlak veren isyanlar ve imparatorluk topraklarındaki ayaklanmalardan cesaret alan Ruslar Eflak ve Boğdan’ın kendilerine bırakılmasında ısrar ediyorlardı. Napolyon’un buna rıza göstermesi üzerine durum değişmiş ve Osmanlı heyeti görüşmelerden çekilmişti . Bunun üzerine 1809 Nisanında Tuna boylarında İsmail,Yergöğü ve İbrail kalelerine saldırıya geçen Ruslar Doğu Anadolu’da Kars ve Ahıska taraflarında hareketlenmişti.
İkinci defa sadrazamlığa getirilen Yusuf Ziya Paşa(18) da savaş hazırlıklarına başlamış Temmuz’da Edirne’ye doğru yola çıkmıştı. İlk Rus taarruzunu durduran Osmanlı ordusu Rus ordusunu Tatariçe’de bozguna uğratmış fakat kış şartlarından yararlanan Rus ordusu uzun zamandır kuşattıkları İsmail ve İbrail kalelerini ele geçirmişti. Denizde ise Osmanlı ve Rus filoları dolaşıyor fakat birbirleri ile karşılaşmıyorlardı.
Osmanlı yönetimi Kırım’a bir çıkartma yaparak bir kısım Rus kuvvetlerini bu tarafa çekip Tuna boylarına yüklenen Rus kuvvetlerinin baskısını azaltmak istiyordu.1809 yılında daha sonra Trabzon valisi olacak olan Canik Muhassılı Hazinedarzâde Süleyman Ağayı Trabzon Mütesellimliğine getirmiş (19) aynı amaçla 1809 yılında Ahıskalı Şerif Paşa’yı Sinop’tan Faş’a kadar olan Karadeniz sahillerinin muhafazası için Karadeniz Seraskerliği görevi ile Trabzon Valiliğine atamıştı.(20)
Kafkas Cephesinde Rus hareketliliğinin artması üzerine Karadeniz sahillerindeki bir çok ağa eski suçlarına ve durumlarına bakılmaksızın sefere memur edilmiş,bunlardan Hazinedarzade Süleyman Ağa’ya Gönye Sancağı verilmişti(21). 1809-1810 kışında Tuna deltasını işgal eden Ruslar Kafkas Cephesinde de Poti’ye kadar ilerlemişlerdi..1810 baharında tüm güçleri ile Osmanlı sınırlarına yüklenen Ruslar, Balkanların kuzeyini tamamen işgal ederek Doğu Karadeniz sahillerinde Faş kalesine saldırdılar. Ruslar’ın Faş kalesine saldırmaları üzerine Trabzon Valisi ve Karadeniz Sahilleri Seraskeri Şerif Paşa İstanbul’dan kendisine asker , para ve zahire yardımı gönderilmesini isteyerek Faş’a hareket etmişti.(22) Karadeniz sahillerindeki şehirlerin savunması için yapılan tabyalar tahkim edilmiş Trabzon valisi Vezir Mehmet Şerif Paşa’nın, Rize limanının düşmana karşı muhafazası için Dalyan,Roş,Beryoz burunlarına Tabyalar yapılması,top ve mühimmat ile tahkim edilmesi için Hassa Sermimarı Mustafa’ya bir ariza yazılmıştı.(23)
Faş’ın Rus istilasına uğramasını engelleyen Şerif Paşa Trabzon’a dönünce aralarında öteden beri çekişme olan Çıldır Valisi Selim Paşa’nın üzerine yürümeye karar verdi ve kuvvetleri ile birlikte Trabzon’dan ayrıldı. Bu davranışı uygun görülmeyen Şerif Paşa Trabzon valiliğinden alındı(24)Yerine Doğu Seraskerliği görevi ile Halil İbrahim Paşa atandı fakat bu emir tebliğ edilemeden Halil İbrahim Paşa Trabzon Valiliğinden de alınarak Erzurum Valiliğine atandı. Bu kargaşalıktan yararlanan Ruslar da Faş kalesini ele geçirdiler. Giderek kötüleşen bu durumu düzeltmesi için 07.01.1810 tarihinde Alaiye/Alanya mutasarrıfı Çarhacı Haci Ali Paşa Trabzon valiliğine atandı.(25)Erzurum Valisine ve Şark Seraskeri İbrahim Paşa’ya ve Trabzon Valisi ve Bil-istiklal Karadeniz’in Anadolu Sevahili Seraskeri Çarhacı Hacı Ali Paşalar’a bir an evvel görevlerinin başına gitmeleri ve ‘vazifelerini ifaya gayret’ etmeleri hakkında emirler yazıldı(26). Babiali, Vezir Rütbesi ile Trabzon Valiliğine tayin ettiği Çarhacı Haci Ali Paşa’ya iki konağı bir edip’ bir an evvel Trabzon’a varması emrini verirken(27) Ali Paşa varıncaya kadar Trabzon Mütesellimliğine Şatırzade Osman Ağa’yı atadı(28) . Artvin Beyi Süleyman Bey, Sohum Muhafızı Aslan Bey ve Rize Ayanı Tuzcuoğlu Hacı Memiş Ağa o havalinin muhafazasına memur olunarak, donanma ile silah, cephane,zahire ve asker gönderilmesine karar verildi(29)
Trabzon mütesellimi Mirahor-u evvel Şatırzade Osman Ağa ve amcaoğlu Mehmet Şakir Ağa Nisan 1810 da İstanbul’a bir dizi yazı gönderip ‘Şerif Paşa’nın iki kıt’a kaboz topu ile on topçu neferinin ve cebehane ile mühimmatının Trabzon’da alıkonulduğunu (30) bildirerek Trabzon ve Gümüşhane ağalarına asker toplanması için emir yazılmasını ve Gümüşhane ile Canik’den gönderilecek buğday işinde dikkatli olunmasını,Aydınoğlu gemisi ile gelen topçu ve arabacı neferlerinin Trabzon’a vardıklarını belirtir, neferlerin tayinatlarını kendilerinin karşıladığını, bu iş için gönderilen zahirenin gelmediğini,bu iş için para gönderilmesini isterler.(31)
Rus işgalinde kalan Faş Kalesinin kurtarılması için Rize Ayanı Kapucubaşı Tuzcuoğlu Memiş Ağa ve Kardeşi Silahşorandan Osman Ağa’nın maiyyetinde bölge ağalarının toplanması ve Faş Kalesinin zapt edilmesi istenmekteydi. Memiş Ağa’ya yazılan emirnamede Trabzon ağavatından Giresunlu Darçınzade Hacı Mustafa,Tirebolu Voyvodası Süleyman,Kuğuzade Emin Bey,Dedezade Hacı Osman,Sakazade Mahmut,Pulathane Serdarı Mehmet, Hacısalihzadeler, Abanoszadeler, Mefsuzzade Mustafa, Kasapzade İbrahim,Gümrükçüzade Genç,Gönye sancağı ağavatından Rize kazasında Pirzade Memiş,Ekşizade Mustafa ve Ali,Mehmetzade Hüseyin,Hacışahinzade Mehmet Bey,Telatarzade Mustafa, Osmanpaşazade Mehmet, Çorukzade Ömer, Mumizade Memiş,Hemşin sakinlerinden Kumbasarzade Genç Ağa ve Hacıhasanzadeler Faş kalesinin kurtarılmasına çıkarabildikleri askerle Tuzcuoğlunun maiyyetine memur ve tayin olunmuş idi. Faş kalesinin kurtarılması için çok sayıda asker lazım olduğu için bu defa Ordu ve Şebinkarahisar’dan(Karahisar-ı Şarki) Çeçenzade Hacı Hasan Ağa başbuğluğunda bin, Maçka Voyvodası Hacısalihzade Ali başbuğluğunda beşyüz nefer,Vavuk kazası kadısı,müftüsü ve ağavatından Üçüncüzade Süleyman Beyin oğlu (Ali Bey’in) başbuğluğunda, Yağmurdere Voyvodası Hafızzade Hasan ve Uz nahiyesi Voyvodası çıkarabildikleri askerle,Batum Kazası ayanı Küçük Mehmet Bey külliyetli askerleri ile Sürmene Kazasında sakin yüzüncü,yirmi beş ve on üç ve Sekban ağaları gönüllü bayrağı açıp külliyetli neferle,Hacıalizade Emin ve Yakubzade Ahmet ve Kalzadeler ( Kadakalzadeler), Süleyman ve Hasan birer bayrak küşadları Faş Kalesinin kurtarılmasına Tuzcuoğlu Memiş ağanın başbuğluğunda memur oldukları bildirilmektedir(32). Rusya ile Savaşın şiddetlenmesi ve Trabzon vilayeti hasılatının kifayetsizliği nedeniyle asker ve Deve Bedeliyyesinden aliye-i şahane olarak 25.000 kuruş verilmesine karar verilmişti.
Çar I.Aleksandre’den 1810 Temmuz’unda Osmanlı donanmasına görüldüğü yerde hücum edilmesi,Türkler müttefikleri İngilizlerle birlikte iseler savunma durumunda kalınması emrini alan Rusların Karadeniz Filosu, 8 fırkateyn,1 korvet ,8 gemi ve yardımcı 3 gemiden oluşuyordu ve merkez üssü Sivastopol Limanı idi. Temmuz ayında Osmanlı donanmasının Karadeniz’e çıktığı haber alındığında Rus filosu da Amiral Sarıçef komutasında denize açılmıştı. İki kola ayrılan Filonun 2 fırkateynden oluşan birinci kolu Tuna nehrinin ağzından Varna istikametine ilerleyecek rüzgarın el verdiği ölçüde boğazlara yaklaşacaktı. 1 korvet,1 fırkateyn ve yardımcı 1 gemiden oluşan ikinci kol da Anapa ve Sohum kalesi sahillerini kontrol ederek bölgedeki deniz nakliyatını durdurmak,Rus kuvvetleri ile çatışmaya giren bölge halkına baskı yaparak Ruslarla barışa zorlamak üzere harekete geçmişti(33).
20 Haziran’da Sivastopol’a Türk donanmasının Karadeniz’e çıktığı, Varna’ya doğru giderken önemli bir kolunun ayrılarak Anadolu sahillerini takip ettiği’ şeklinde bir haber gelmesi üzerine Rus filosu da Anadolu sahillerine inmiş fakat Samsun ve Sinop limanlarında Osmanlı donanmasına rastlayamamıştı. Tekrar Varna istikametine yöneldiğinde şiddetli bir fırtınaya tutulmuş ve 20 Temmuzda hasar görmüş bir şekilde Sivastopol’a dönmüştü. Rus filosu Sivastopol’a döndüğü zaman Osmanlı donanmasının Sivastopol önlerine gelerek 2 gün kadar bekledikten sonra şehre hiçbir şey yapmayıp geri döndüğünü öğrendiler. Donanmasının bu sonuçsuz seferinden memnun olmayan I.Aleksandre donanmanın tekrar denize açılmasını ve Türk donanmasını takip ederek Varna istikametine ilerlemeye çalışan Rus birliklerine destek olmasını emretmişti.
8 hatt-ı harp gemisi,1 korvet 5 fırkateyn ve 3 küçük gemiden oluşan bir filo Ağustos’da tekrar denize açılarak Varna önlerine gitti. Kara birlikleri ile irtibat sağlamak üzere karaya bir müfreze çıkardılarsa da müfreze Türk kuvvetlerinin açtığı ateş sonucu gemilere sığınmaya zorlandı. Kara birlikleri ile irtibat sağlayamadıkları gibi Varna’daki Türk birlikleri hakkında bilgi de alamayan Rus filosu geri dönmeye karar verir.
Dönüş yolunda (17 Ağustos’da) Osmanlı donanmasına ait gemilerle karşılaşan Rus filosu Osmanlı gemilerinin çatışmaya girmeyip bölgeden ayrılmaya çalıştıklarını görünce onları takibe başladı. Arkalarından birkaç top mermisi göndermelerine rağmen gemilere yaklaşamadılar ve akşam olması üzerine takipten vazgeçerek Sivastopol’a döndüler. 1810 yazında ard arda yapılan bu iki seferden bir sonuç alınamaması Rus Çarını kızdırmıştı.3.Defa verilen emirde:
‘ 1) Trabzon’da müteyyin bir hareket üssü kurulması
2) Trabzon’dan Poti ye kadar olan kıyıların tamamında Rus hakimiyetinin sağlanması
3) Trabzon Rumlarının Osmanlı idaresine karşı isyan etmelerinin sağlanması’
istenmekteydi.
Bu görev Amiral Sarıcef’in kumandasındaki Rus filosunun yanı sıra General Galifebolof’un kumandasında 5 tabur piyade,200 Kazak,30 Rum ve yarım hafif topçu bataryasından oluşan bir çıkartma kuvveti tarafından gerçekleştirilecekti. Çıkartma kuvvetine dahil edilen Rumlar çıkartma birliklerine rehberlik ederek, yerli Rumlar’ın Osmanlı’ya isyan ederek Ruslar’a katılmasını sağlayacaklardı(34).Bu olay Karadeniz’e inen Rusya’nın Osmanlı Devletine karşı Doğu Karadeniz Bölgesindeki Rumları organize ederek Osmanlı aleyhine kışkırtıp kullanmasının ne kadar eskilere gittiğini göstermesi bakımından ilginçtir.
Çıkartma birliklerinin bindirildiği nakliye gemilerine ayrıca bu birlikler altı ay yetecek kadar yiyecek ve cephane ile Trabzon’da kendilerine katılacak Rumlara dağıtılmak üzere cephanesi ile birlikte 2000 tüfek de yüklenmişti. Rusların Karadeniz filosu ve çıkartma kuvvetlerini taşıyan gemiler 26 Ekim 1810 tarihinde Trabzon önlerine gelmiş fakat çıkan fırtına nedeniyle burada duramayıp batıdaki Büyükliman /Vakfıkebir önlerine sığınmışlardı(35).
Rus donanmasının sahile yaklaştığını gören kıyıdaki tabyalardan ateş açılmış ve gemiler top menzili dışında beklemeye başlamışlardı. Donanma komutanı Sarıcef’in başkanlığında toplanan savaş meclisinde durum değerlendirmesi yapılmış ve havanın düzelmesi durumunda çıkartmanın bu sahillerde yapılması kararlaştırılmıştır.
Bu sırada Canik Muhassılı ve Trabzon Mütesellimi iken bu işin ehli olduğu için ileride kendisine Paşalık ve Trabzon Valiliği vaad edilerek Faş’ın kurtarılması için görevlendirilecek olan Hazinedarzâde esseyid Süleyman Ağanın Canik, Şarkikarahisar ve Ordu bölgesinden toplayıp Faş’a gitmek üzere Trabzon’a sevk ettiği ağalar ve askerleri son hazırlıklarını yapmak üzere birkaç günden beri Akçaabat /Pulathane’de bulunmaktaydı.
Silahtar Ebubekir çıkartma olayını İstanbul’a yazarken bu durumu şöyle açıklamaktadır: ”Faş’a memuriyeti hasebi ile asker celb hazırı amade ve levazımatı ve tedarikatı seferiyesini tanzim ve sağbı memuresine azim idecek iken ...... bundan akdem memuriyetini havi ferman-ı âli ve emirname-i veliyyü-n-nüama vurudunda ağa kulları derakab Canik ve Karahisar ve Ordu taraflarından yerar ve kârigüzar bölükbaşıları ile üç dört binden mütecaviz Trabzon taraflarına asakir ihraç ve Polathane nam mahalle kadar varıp birkaç gün ikamet üzre iken küffar-ı mel’un onbeş başpare tekne-i menhusası deryada güştü güzar ederek....”( 36)
Rus donanmasının gelmesi üzerine bu kuvvet alarma geçirilmiş,sahile yaklaşan Rus gemilerine ateş açılmıştı. Çok kalabalık bir gemi grubuyla bölgeye gelen Rus donanmasının ne yapacağı tam olarak bilinemediği için bu kuvvetler Büyükliman/Vakfıkebir ile Pulathane/Akçaabat arasındaki sahile yayılmış,sahil köyleri alarma geçirilmiş,Trabzon merkezine ve çevre kazalara haber gönderilerek yardım istenmişti. Havanın düzelmeye başlaması üzerine ertesi gün çıkartma yapmaya karar veren Ruslar,27 Ekim 1810 sabah saat 5 civarında çıkartma birliklerini sandallara bindirirken savaş gemileri de ikiye ayrılmış bir grup Akçaabat’ın batısındaki Sargana burnu sahillerine, çıkartma başlayınca Trabzon’dan gelecek takviye kuvvetlerinin geçeceği yollara ve buradan gelecek yardım kuvvetlerine bombalar yağdırmak üzere doğuya doğru harekete geçmişti. 2 fırkateyn ve 2 topçekerden oluşan ikinci grup ise atışları ile sahile doğru yol alan sandalları korumak üzere Sargana Burnu sahiline yanaşmış ve atışa başlamıştı. Kıyıbaşı emniyetini sağlayacak gemiler ilk atışta bir gün önce kendilerine ateş açan topları susturmuş ve Binbaşı Ravelyon kumandasında 300 asker ve rehberlik edecek yerli Rumlarla bağlantıyı sağlayacak 20 Rumdan oluşan ilk birlik sahile doğru yollanmıştı(37).
Rusların çıkartma yaptığı Sargana Burnu sahillerinde çıkartmayı önleyecek yeterli kuvvet yoktu. Rus kayıkları sahile doğru yol alırken yakındaki Kavaklı(Ahanda) köyüne ulaşan haberciler Rusların Sargana’da sahile çıkmaya giriştiğini bildirmiş(38),bunun üzerine baltaları ve kazmaları kapan köylüler koşarak Rusların üzerine atılmış,fakat kanlı bir boğuşmadan sonra geri çekilmek zorunda kalmışlardı. Sahilde bulunan üç topu da ele geçiren Rus kuvvetleri içe doğru ilerlemeye başlamışlardı.(39)
Rusların Sargana kıyılarına çıkacağı kesinleşince çevreye yayılmış olan kuvvetler daha önce kararlaştırıldığı gibi çevredeki yol ve geçitleri kontrol altına almıştı. Aynı zamanda Trabzon da gece sabaha kadar Rusların olası akınına karşı şehri savunmak için önlemler alınmış çevre nahiye ve kazalara haberciler gönderilerek yardım kuvvetleri istenmişti. Rusların Sargana burnuna çıkartma yapmak için harekete geçtiği haberi ulaşınca Vali Çarhacı HacıAli Paşa kumandasındaki bir yardım kuvveti de şehirden çıkmış Akçaabat’a doğru hareket etmişti. Sahildeki bu hareketleri izleyen Rus donanması Akçaabat’a ilerleyen bu kuvveti top ateşine tutmuş ve Vali Çarhacı Hacı Ali Paşa yanındaki bir kayaya isabet eden top mermisinin fırlattığı kaya parçası ile yaralanmıştı.(40)Silahdar Ebubekir’in İstanbul’a gönderdiği arizada 7bu olaydan şu şekilde bahsedilmektedir:” .. îdî şerif gecesi saat beş sularında Ağcakalenin mahalle karib Sargonaburnu dedikleri yere sandallarını yanaştırıp dokuz yüz kadar askeri mağlubesini karaya ihraç ve muharebe tedbir ve tedarikatında iken Pulathanede olan ağa kullarının askeri ve Pulathanenin etrafı askeri ağah ve ikaz olup derakab kefere-i masturu din üzerine hücüm ve vaferi cenk ü cidal ederken sabık Trabzon Valisi devletlü Ali Paşa hazretleri bu hengameyi istima ve müşahade ettikde asakir-i müvahhidinin imdadına gelür iken küffarı hakisar müşarunileyh hazretlerini görüp toplar endahta ve gülleler taşa rast düştükçe parçası hikmeti hüda müşarunileyhe vurup bir miktar yaralandığı ve kefere-i mesfureden..... halas bulamayıp yüz elli kadar dil ve kelle kat ve ahs olunup mabakileri bahra ihrak olduğu..”(41)
İlk birliğin sahile ulaşıp ilerlemeye başlaması üzerine 400 kişilik ikinci bir kafilenin de sahile yollanmasına karar verilmiş, sahilde çatışmalar kızışınca bu birlik sahildeki kuvvetlere yardımcı olmak üzere acilen yola çıkartılmıştı. Fakat sahilden açılan ateş sonucu birkaç sandal batmıştı. Rusların nereye çıkacağı bilinmediği için çevreye yayılan kuvvetler çıkartma bölgesine gelmeye başlamıştı. İç kesime doğru ilerleyen Rus kuvvetleri bir müddet sonra boğazlardan ve ormanlardan çıkan Türk askerleri tarafından etraflarının sarıldığı ve kaçış yollarının kesilmeye başladığını görünce bir Rus binbaşısı askerlerine süngü hücumu ile çemberi yarıp sahile ulaşma emrini verdi. Rus donanmasının destek atışlarına rağmen bu askerlerin pek azı sahile ulaşabilmişti.
Sargana burnuna çıkan Ruslar pekçok ölü, yüze yakın esir ve yaralı bırakarak sahilden ayrılırken, ummadıkları bir direnişle karşılaştıkları için Trabzon’un çok daha üstün kuvvetlerle savunulduğunu düşünerek çıkartma yapmaktan vazgeçip geri dönmeye karar vermişlerdi.
Lermioğlu’nun verdiği bilgilere göre bu çıkartmada 48 i kadın 921 i erkek olmak üzere toplam 969 şehit, 35 de ağır yaralımız olmuş. Buna karşılık Rusların gömülen ölü sayısı 1322, yaralı sayısı 48 ve esir sayısı 127 dir. Goloğlu ve Gedik’in de aynen aktardığı(42) bu rakamlar Silahdar Ebubekir’in arizasında verilen rakamlarla çelişmektedir. Silahtar Ebubekir Babialiye gönderdiği arizasında Rusların karadaki zayiatının yüz elli kadar olduğu bildirilmektedir. Aynı konuda Miralay Süleyman’ın Rus kaynaklarından yararlanarak hazırladığı makalesinde bu konuda verdiği bilgi şöyledir. “Bir hayli maktül ve yüze yakın yaralı ve esir bıraktıkları gibi birkaç sandal dahi gark olur”. Bütün bunlar bize Lermioğlu’nun verdiği Türk ve Rus tarafının zaiyat rakamlarının ihtiyatla karşılanması gerektiğini düşündürmektedir.
Rus kaynakları bu çıkartmayı hava muhalefeti nedeniyle vazgeçilmiş bir girişim olarak zikrederken, Hazinedarzâde Süleyman Ağa da Sadrazam Yusuf Paşa’ya gönderdiği bir arizada; Açıkbaş’da(43) ve Ahıska kolunda olan düşmanın bu günlerde Ahıska kolundan taarruz edeceği haberleri üzerine, Ahıska ve Batum beylerinden haber geldiğini,Tuzcuoğlu Hacı Memiş Ağa’ya ulak gönderip O da Kalcızade Memiş Ağa’yı uyararak halen Gürcistan’ın Moskoflu’ya meyil ettiğini ve anlaşmak üzere olduklarını Sohum’un Rusya’nın eline geçtiğini Sohum ve Faş çevresinde bazı Abaza kavimlerinin Ruslarla anlaştığını fakat Keleşbeyzâde Aslan Bey’in Rusları reddedip , Sefer Bey’in Sohum yanlarında Ruslarla harp ettiğini ve Ramazanın 28.günü (44) ( 27. Ekim 1810 Cumartesi) Akçakale ve Pulathane Limanlarına Rusların 14 savaş gemisi gelip sandallara acilen top yükleyerek karaya çıkartma yaptığını, kendisinin Canik ve Şarkîkarahisar tarafından gönderdiği askerlerin(45) o günlerde Polathanede bulunduğu için Sakazâde Mehmet Ağa ve Serdar Mehmet Ağa’nın da bu kuvvetlere katılıp Ruslara taarruz ettiklerini ve Rusların dokuz yüzden fazla askerinin denize döküldüğünü, birkaç top ve sandal ele geçirildiğini,bu esnada Vali Çarhacı Haci Ali Paşanın da kuvvetleri ile yetişip çatışmalara katıldığını ve Rus gemilerinin kaybolup gittiklerini ancak Kırım’dan Abaza tarafına doğru dolaşan bir kişinin gelen takririnde zaiyat verdiklerini,yirmi beş gemi tertip edilip yeniden asker ve levazımını yükleyip ve Kırım’dan yola çıkarılarak Anadolu yakasında Trabzon’a doğru gönderildiğini işittiğini haber verdiğini fakat bunların bir yerde görülmediğini yazmaktadır.
28.10.1810 tarihinde Trabzon Valisi Çarhacı Hacı Ali Paşa hem vezirlikten, hem valilikten alınmıştı.(46).Bu esnada, büyük olasılıkla Babıali’nin Rusların Akçaabat çıkartmasından ve Çarhacı Hacı Ali Paşa’nın yaralandığından haberi yoktu ve daha Trabzon valiliğine bir atama yapılmadan Trabzon mütesellimliği Hazinedarzade Süleyman Ağa’ya verildi. Bölgedeki Ayan ve ağalara da birbirleri ile iyi geçinmeleri hakkında yazılar yazıldı.
Uhdesine Trabzon Mütesellimliği verilerek Faş’ın kurtarılmasına memur edilen Hazinedarzade Süleyman Ağa, görevden alınan Trabzon valisine göre daha başarılı olabilmesi için kendisine vezirlik rütbesi ile birlikte Canik sancağının da yurtluk olarak verilmesi gerektiğini Sadrazam Yusuf Ziya Paşa’ya bildirmişti(47). Bu sırada Giresun Ayanı Mustafa ve Kapucubaşı Hasan, Sadrazam Yusuf Ziya Paşa’ya birer mektup gönderip, ‘bölgedeki derebeylerinin fenalık ve hamiyetsizliklerinden bahisle Faş’ı kurtarmaya ehil olan Hazinedarzade Süleyman Ağa’ya vezirlik rütbesi ile Trabzon eyaletinin tevcih olunmasını’ istiyorlardı (48) Sadrazam Yusuf Ziya Paşa da bu isteklere cevap olarak 21.01 1811 tarihinde Canik Muassılı ve Trabzon mütesellimi olan Süleyman Ağa’ya, Faş’ın kurtarılmasından sonra vezirlik verileceği ve Trabzon valiliğine atanacağı vaadinde bulundu.(49)
Rus ve Osmanlı kaynaklarından yararlanarak bu çıkartma teşebbüsünün öncesi ve sonrasını değerlendirdiğimiz zaman Rus tarafının sıkı bir hazırlık devresinden sonra böyle bir harekata giriştikleri anlaşılmaktadır. Bu devrede Ruslar donanmalarının yanı sıra karaya çıkarak amfibi harekatı gerçekleştirecek olan birliklerini de hazırlamışlardı. Bu harekatın dikkati çeken diğer bir yönü de Rusların Osmanlıya karşı yerli Rumları kullanma düşüncesidir.
Çıkartma birliklerine, bölgede rehberlik etmek ve Rum halkı ile işbirliğini sağlamak için eğitilmiş 30 Rum’un dahil edilmesi ve çıkartma esnasında Ruslara iştirak edecek yerli Rumlar için gemilere 2000 tüfek ve cephane yüklenmiş olması bu düşüncenin ne derece organize olduğunu göstermektedir.
Osmanlı yönetimi ise tazyik altındaki hudutlarını koruyabilmek için yerel ayan ve ağalar vasıtası ile topladığı askerleri yine ağa ve ayanların (yada onların temsilcisi olan adamlarının) komutasında cepheye göndermekte ve bundan askeri bir başarı beklemekteydi. Osmanlı yönetimi,başarılı sonucun yöneticilerin kişisel çabaları ile elde edilebileceğini düşündüğü için tedbir olarak bir yandan tepedeki valiyi değiştirerek sonucu etkilemeye çalışırken,diğer yandan ağa ve ayanlara bazı unvanlar vererek( yada makam vaad ederek) onları motive etmeye çalışmaktaydı. Bunlarla da çöküşü engelleyebileceğini düşünmekteydi.
DİPNOTLAR:
(1) Öztuna ,Yılmaz Resimlerle Türkiye Tarihi İstanbul 1970 s 214.
(2) Age s 220
(3) Rusların Kafkasya’ya yönelmeye başlaması 1783 de Kırım’ın ilhak edilmesinden bir yıl sonradır.
(4) Kahehetya Krallığı:Kuzeydoğuda Kafkas sıradağlarına yaslanmış,İran denetiminde.
(5) Kartli Krallığı:Başkenti Tiflis olan ve eski Gürcü Krallığının varisi,İran denetiminde.
(6) Mingrelya:Sohum ile Poti arasındaki bölge.
(7) İmeretya Krallığı: Batıda Kutayis çevresini tutan yönetim.Osmanlı denetiminde .
(8) Gurya: Poti ile Batum arasındaki bölge.
(9) Osetya:Bazı tarihçiler Osetleri Alanların torunları olarak kabul eder.Kuzey Osetya Kafkas Dağlarının kuzey yamaçlarında yer alır,Güney Osetya ise Gürcistan sınırları içinde özerk bir bölgedir.
(10) Abhazya: Soçi ile Sohum arasındaki bölge.
(11) 6 savaş gemisi,3 fırkateyn ve 10 ufak gemiden oluşan Rus filosunun bu iş için yetersiz olduğu anlaşılınca emir iptal edilmişti. Mozgfesky. Rus Karadeniz Filosu Tarihi . Toplayan Fevzi Kurtoğlu. 337 sayılı Deniz Mecmuası’nın Tarihi İlavesidir. İstanbul 1935 s 26
(12) Age s 26
(13) Age s 27
(14) Azmi Süslü.”Osmanlı İmparatorluğunu Paylaştırma Projeleri”,1807-1812. Belleten XLVII , 187(1983 Ankara) 745-774 bkz s 746
(15) Agm s 758
(16) Agm. s 751
(17) Miralay A.Süleyman.”Pontos Davasından Rusların 1810 da Trabzon’a Bir Baskını” Askeri Mecmua sayı 45-47 (1339 İstanbul) s 24-28 bkz s 27
(18) Sadrazam Yusuf Ziya (Ziyaeddin) Paşa H 1208 (1793 / 94) de Diyarbakır Valisi iken Hicri 12 Ekim 1794 de ilaveten Erzurum valiliğine atandı. H.1211 ( M 1796 / 97 ) de ilaveten Çıldır valisi oldu.H.1212 ( M 1797 / 98 ) de kendi talebi ile Çıldır valiliğinden azledilerek ilaveten Trabzon valisi oldu.20 Ağustos 1798 de Sadrazam olan Yusuf Ziyaeddin Paşa 21 Nisan 1805 de istifa etti ve ardından tekrar Trabzon valiliğine atandı. 1807 de Erzurum valisi ve Şark Seraskeri oldu. 19 Eylül 1807 de Bağdat Basra valisi,Ekim 1807 de Konya, daha sonra Halep valisi oldu.1 Ocak 1809 da 2. Defa Sadrazam olan Yusuf Ziyaeddin Paşa 10 Mayıs 1811 de azledilerek Dimetoka’ya sürüldü. (ayrıntı için bkz. Mehmet Süreyya .Sicill-i Osmani .Osmanlı Ünlüleri 5.C.yay. haz. Nuri Akbayar,Eski yazıdan aktaran Seyit Ali Kahraman. İstanbul 1996 s 1701-1702 ) Yusuf Ziya Paşa Trabzon valiliği esnasında daha önce Trabzon valiliğini hanedan şeklinde yöneten Canikli ailesi döneminde güç kazanıp,kendi havalarına göre hareket eden ve yönetimi dinlemeyen bölge ağalarını disiplin altına almış,bölgede ıslahatlar yapmıştır.
(19) Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA) Hattı Hümayun Tasnifi( HH) 42370
(20) BOA . HH..42139
(21) BOA HH 23702
(22) BOA HH 41580
(23) Şakir Şevket Trabzon Tarihi İstanbul 1294 s 233-234 ayr bkz. Mahmut Goloğlu Trabzon Tarihi Fetihten Kurtuluşa Kadar Trabzon 2000 s 97.
(24) BOA Cevdet Dahiliye 3071
(25) Şanizade. Şanizade Tarihi İstanbul 1291 s 305
(26) BOA Cevdet Dahiliye 7035
(27) BOA Cevdet Dahiliye 9164
(28) BOA HH 23297
(29) BOA Cevdet Dahiliye 33067
(30) BOA HH 42034
(31) BOAS HH 42034 E
(32) BOA Cevdet Askeri 16763
(33) Miralay A.Süleyman Agm s 27
(34) Agm s 26
(35) Agm s 27 .Makalede bu olayın 9 Teşrin-i evvel( 21 Ekim) tarihinde olduğundan bahsedilerek çıkartmanın 10 Teşrin-i evvel de (22 Ekim) yapıldığı belirtilmiştir.
(36) BOA HH 42410
(37) Miralay A.Süleyman Agm s 27
(38) Muzaffer Lermioğlu. Akçaabat_Akçaabat Tarihi ve Birinci Genel Savaş Hicret Hatıraları İstanbul 1940 s 101-129 ayr bkz Haydar Gedikoğlu. Akçaabat Trabzon 1996 s 62-73 Mahmut Goloğlu. Age s 98-100
(39) Agm s 27
(40) Şakir Şevket Age s 245 – 247.Şakir Şevket ,büyük babasının on sekiz yaşında iken bu savaşta bulunduğunu,savaşın ayrıntılarını ondan dinlediğini ve büyük babasının babası olan Mehmet Ağa’nın bir top mermisinin isabet etmesiyle şehit olduğunu yazmaktadır.
(41) BOA HH 42410
(42) Lermioğlu.Age s 126-127 .Goloğlu Age s 99.Gedikoğlu. Akçaabat s63
(43) Açıkbaş: İmeretya
(44) Hicri takvimde 28 Ramazan 1225 tarihinin miladi takvimdeki karşılığı 27.Ekim 1810 Cumartesidir. Şakir Şevket ise olayın halkın Bayram Namazına gittiği sırada ansızın olduğunu yazarak olayı “bayramın hangi gün olduğunu sual edince arefe günü bayramdır diyerek haber verüb çünkü Trabzon’a asker ihracı o vakitte bile müşkül olduğundan bu gemiler berren (karadan) Trabzon’un üç saat mesafe-i garbiyesinde bulunan Akçaabat namı diğeri Pulathane üzerlerine gitmekte arefe günü ale-s-seher orada vaki Sargana nam mahalle asker ihracına mübaşeret edince.. “ şeklinde anlatmaktadır.(bkz.Şakir Şevket Age s 189) . Lermioğlu da bu bilgiden hareket ederek “müverrih Şevket Şakir’in yazdığı gibi ihraç arife günü değil Ramazan Bayramının birinci günü tan yeri ağarırken başlamıştır.” diye yazmakta fakat bu günün kesinliği hakkında Şakir Şevket gibi kuşkusu bulunduğu için şu şekilde açıklama yapma gereğini duymaktadır.”Yalnız şunu unutmamalıyız ki düne kadar bir kasabada arife iken diğer kasabada hatta yanı başındaki köyde bayram edilirdi. Bu bakımdan fihal o günü Trabzon halkı henüz bayram etmemiş arife gününde bulunmuş olabilir.”(bkz. Lermioğlu Age s 105).Haydar Gedikoğlu ise kitabında bu olayın 1810 yılının Ramazan Bayramında yaşanmış olduğunu belirtir.(bkz Haydar Gedikoğlu Akçaabat. Trabzon 1966 s 62).Mahmut Goloğlu ise çıkartmanın 1810 sonlarında olduğunu yazar( bkz Goloğlu Age s 98 ).Goloğlu’nun emin olmadığı için kullanmadığı, tarih bildiren bu bilgilerin kaynağı Şakir Şevket’in tarihi ve Sargana çıkartmasını konu alan ve ilk defa Lermioğlu’nun yayınladığı Sargana Destanındaki. “Duyuldu Moskof’un kahpece hali/Seyirtti kavgaya cümle ahali/Haram oldu bize bayram namazı/Eyledik gönülden Hak’ka niyazı” dizeleridir.(Destan için bkz Lermioğlu Age s 128-129. Ayr.bkz. Haydar Gedikoğlu. Trabzon Efsaneleri ve Halk Hikayeleri. Trabzon 1998 s 90-93 ).Destandaki bu tarih Silahtar Ebubekir’in İstanbul’a gönderdiği arizadaki “ber takribi îdî şerif gecesi” (Tahminen mübarek bayram gecesi ) ifadesi de çakışmaktadır. Bütün bu bilgiler çıkartmanın Ramazanın son günlerinde olduğunu kesinleştirmekte fakat arife ya da bayram günü yapıldığının tartışılmasına neden olmaktadır. Bu o dönemde Ramazanın başlangıç ve bitim tarihlerinin kazalara hatta köylere göre değişebilir olmasından ileri gelmektedir. Çarhacı Ali Paşa’nın bu olaydan habersiz olan Babiali tarafından görevden alınmasından sonra Trabzon Mütesellimliğine atanan Hazinedarzade Süleyman Ağa’nın olayla ilgili olarak İstanbul’a bilgi verdiği belgede yer alan 28 Ramazan 1225 ( 27 Ekim 1810 ) tarihi, çıkartmanın yapıldığı tarihi kesinleştirmektedir. Olaydan birkaç gün sonra yazıldığı tahmin edilen bir belgede yer alan ve kesin bir ifade ile belirtilen bu tarihi biz çıkartmanın yapıldığı tarih olarak kabul ediyoruz. Fakat Miralay Süleyman’ın büyük olasılıkla Rus kaynaklarından yararlanarak hazırladığı makalesinde çıkartma günü için vermiş olduğu 10 Teşrin-i evvel / 22 Ekim tarihi bu konuda ayrı bir tereddüt yaratmaktadır. Çünkü bu tarih yukarıda sıraladığımız kaynakların ittifakla belirttiği Ramazanın son günlerine uzak düşmektedir. Ayrıca bu tarihi tahlil edebilmemiz için kaynağını bilmemiz gerekir. Bu tarih Rus donanmasının üssünden hareket ettiği tarih olabilir. Takvim çevirmeden kaynaklanan beş günlük bir yanılma da olabilir. Bu konuda Hazinedarzade’nin verdiği 28 Ramazan 1225 /27 Ekim 1810 tarihinin çıkartma için kesin tarih olduğunu düşünürken , o döneme en yakın iki kaynak olan Silahtar Ebubekir ve Şakir Şevket’in verdikleri tarihin kesin olmadığını belirtmek ihtiyacını duymuş olmalarından hareket ettik. Onların verdikleri tarih (Hicri takvimde Ramazan Bayramı 1 Şevval 1225 / 30 Ekim 1810 ) için tereddütlerin nedeni farklı bölgelerde farklı tarihlerde Ramazan Bayramının kutlanıyor olması olabilir. Destandaki “ Haram oldu bize bayram namazı” dizesi bir doğruluk ve bir kesinlik ifade ediyorsa da bu bize o yıl Akçaabat bölgesinde Ramazan Bayramının Birkaç gün önce kutlanmış olduğunu düşündürmektedir.
(45)Bu sırada Şarkikarahisar (Şebinkarahisar) ahalisinin Babiali’ye gönderdikleri arzuhallerinde “Şekaveti ihtiyat edinen Ocak Hasan Bey’e rüfekası Faş tarafına memur Süleyman Ağa tarafından eski cürümlerine bakılmayarak sefere memur edilip Trabzon’a gönderilmiş iken Süleyman Ağa’nın hareketini müteakip avdetten şekavete başlamış olduklarından vücudlarının izalesi için emir verilmesi” isteniyordu. Bkz BOA HH 41855-J
(46) BOA HH 42045
(47) BOA HH 42045
(48) BOA HH 41855-H
(49) BOA HH 41855 A
|
|